İPTE UNUTULMUŞ GÖMLEK / Hüseyin Şahin

27/04/2010

İPTE UNUTULMUŞ GÖMLEK


Gözlerim görmez oldu / Gözümden akan kandan”
Fuzuli

Her çocuk biraz gecikmedir evine
Öpmektir tekrarı annelerin

Işık alıngandır, sularla yüzleşince ömrü
Buğusuyla savrulurken gülün,
Anne rengini aldığını bilir

Kalp kırılır, gurbetini tanımlayan
Eski bir gece çıkar-gider koynumdan.
Anlamak kanayıp duran sevda alışkanlığı olur.
Yankısız yuvalar düşer kuşlara.
Su uçurumda tanışır sesiyle,
Karanlığını bilmez uçurum, sır kalır içinde

Sonra, aşkla yorumlar kendini gül
İpte unutulmuş gömlek yitirir rengini
Bütün suçu üstlenir lavanta kokulu bir pencere
Ateşe verir içindeki yüzü, leyla

-Ölüm de ayrılık da sanadır
Aşkla onarıyorsun ya kalbini-

Su acı akıyor
Trenler hüzünle, raylardan
Taş burcunda doğmuş bir söz ağzımda
Öpüldüğü yerde incir oluyor
Dünyanın kederine dair

Bu yüzden kimsesiz değil, hiçkimse
Nerde olsa bulur kırıldığı kadar zamanı, söz

Ah bir yel olsaydım
Bir yel olsaydım eğer
Bu kırgın duruşunu çıkarırdım
Eriyen çocukların gövdesinden
Anlamaya çalışarak kül olan evlerin iyiliğini

Anladım, kokladıkça toprağa tutunur gül
Uçurum küser
Derken bir kıyamet türküsü: “pişman değilim”

e-ütopiya 1, kış’07

Hüseyin Şahin


BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE / Fuat Edip Baksı

14/02/2010

BİR BAHAR AKŞAMI


Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş icindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz

Fuat Edip Baksı


SEN BİR ÇİÇEK OLSAN… / Âşık Veysel

12/02/2010

ÂŞIK VEYSEL

(1894-1974)

SEN BİR ÇİÇEK OLSAN BEN BİR YAZ OLSAM


Her sabah her sabah suya giderken
Yâr yolunda toprak olsam toz olsam
Bakıp dört köşeyi seyran ederken
Kara kaş altında ela göz olsam

Uğrunu uğrunu giderken yola
Nice dilsizleri getirir dile
Gövel ördek gibi inerken göle
Ya bir şahin olsam ya da baz olsam

Veysel ördek olsun sen de göl yârim
Yeter gayrı kerem eyle gel yârim
Lâle sümbül mor menevşe gül yârim
Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam


ENVANTER / Ahmet Oktay

12/11/2009

ahmet_oktay

ENVANTER

Çok az şey saklamışım yaşamımda;
ne bir fotoğraf var ilk aşklardan
ne bir mektup,
dostlardan beş on tane;
şunları yazmış Stockholm’den
Demir Özlü 1983’te :
“rahmetli Çiğiltepe’nin oğlunu gördüm
geçenlerde Helsinki’de,
sürüyorum geçmişin izlerini”
Hangi izlerin peşinden gittim ben
içimde bir mahşer beklentisi ?

Çok az şey biriktirmişim yaşamımda ;
hiçbir andaç yok babamdan,
verdigi mineli çakmağı
unutmuşum bir Amerikan Bar’da ;
ah umursamaz gençlik!
Sımsıkı tutsaydım şimdi
avucum ısınır mıydı acaba ?

Yığınla not var ama masamın gözlerinde :
şöyle “Üç Kör” başlıklısı: -Homeros,
Milton, Borges-. İçgörü üzerine bir şiir
yazacaktım belki de. İşte bir başkası :
“Yolculuk” : -Odysseia, Moby Dick,
Karanlığın Yüreği-
Belli : Çıkış ve Varis ya da
Baslangıç ve Son takılmış kafama.
Demek ki yetişemiyor insan
ne yapsa kendi tasarısına.

Kitaplardaki kenar notlarında kalacak
benim ardımda bıraktığım iz,
anonim bir kimlik olacağım ;
bir sahaf dükkânında yıllar sonra
satılmış kitaplarımı karıştıran okur
bilemeyecek
satırların altını benim çizdiğimi,
geçmişe ve geleceğe karışa karışa.

İthaf sayfalarını da yırtmalıyım yavaş yavaş;
yığınla düş kırıklığı, yanılış;
yüzünü görmediklerim var,
yazdıklarını sevmediklerim.
Küskün ölenler oldu bana,
kimlere küskün öleceğim
ben acaba?

Ahmet OKTAY


8.10 VAPURU / Cemal Süreya

09/11/2009

cemal_sureya

 

8.10 VAPURU

 

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söylenmemiş sözcükler var

Cemal SÜREYA


Bu Su Çoğala Çoğala / A. Kadir

09/11/2009

a.kadir

 

BU SU ÇOĞALA ÇOĞALA

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım.
Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek.
Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık.
Nerde yalan dolan gördüysem kızardım.
Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan.
Ardına kadar açtım çocuklara kapıları.
Dostluklar boy attı yeryüzünde,
dostluklar orman orman.
Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı.
Yürüdü dağlardan ovalara doğru
gümbür gümbür bir deli su,
yıktı bu su önüne geleni,
bu su, çoğala çoğala.
İnsanlar insanları aldı götürdü.

Ne kavga kaldı, ne zulüm, ne korku.

A. KADİR


KİMİN VAR Kİ / Aziz Nesin

09/11/2009

aziznesin_portre

KİMİN VAR Kİ

Kimi bekliyorsun hâlâ?
Evinden kitaplarından uzakta mısın,
Arada bir telefon et kendine,
Kendine mektuplar yaz yanıt beklemeden,
Kartlar gönder kendine her gittiğin uzaklardan
Sevgilim diye başlayıp öperim diye bitten,
Senin senden başka kimin var ki arasın?

İnince trenden ya da uçaktan, yalnızlığın,
Sevinçle karşıla yanlızlığını garlarda, hava alanlarında,
Ayrılışlarda da sarılıp öpüş yanlızlığınla,
Ugurla kendi kendini dönüşsüz yolculuklara,
Bekle kendini uzak yolculuklardan dönersin diye,
Senin senden başka kimin var ki beklesin?

İçki masalarında bir başına mısın?
Kendinleysen, yetmelisin kendine.
Çoğaltıp yanlızlığını, konuş bir çok kendinle,
Kaldır içki bardağını kendi şerefine,
Ağlaşarak gülüşerek tartışarak kendinle,
Senin senden başka kimin var ki bulasın?

Düşmanlarının saldırılarından yuvarlandıkça yerlere,
Tutup kendi saçlarından, kaldır kendini,
Seni sana bildirecek kimsen yok başka kendinden,
Ölünce senin bile haberin olmayacak öldüğünden,
Haber ver kendine ki öldüğünü bilesin,
Kimin var ki senin sana öldüğünü söylesin?

Kendi kendinin hem konuğu, hem ev sahibisin,
Zamanın varken ağırla kendini sarılıp öperek,
Biliyorsun nasıl olsa yakın o gelecek,
Kimileri yaa öyle mii, ne zaman, vahvah diyecek,
Daha şimdiden sev kendini, sev, kendini sev,
Kimin var ki senin seni senden başka sevecek?

Aziz NESİN


TAŞ DA ÇÜRÜR / Ali Cengizkan

09/11/2009

 

balıkcı

 

TAŞ DA ÇÜRÜR

Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta.

Taş da çürür.

İncir kokuşlu dar sokakları aştınsa, görmüşsündür
Kıyıda, küçük bir çocuk taş atıyor suya

Taş da çürür.

Eğil biraz, paslanmış kıyı babasına tutunarak sark
Suyla rıhtımın birleştiği yerlere bak

Taş da çürür.

Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba
Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da
Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da

Taş çürüsün.

Ali CENGİZKAN


İZ / Birhan Keskin

09/11/2009

Orman5

İZ

acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.

izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin ttellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.

ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana
kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında
döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun.

şimdi, acının ormanından geçiyorsun
her şey bir daha kanasa da
ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
geç meleğim, senin de şarkıların olsun
içindeki telleri titreten.

Birhan KESKİN


SİMURG – GODOT / Haldun Çağlayan

07/11/2009

haldun

SİMURG

……………………….. Sancte İoannes

her şeyi yakıp yniden başlamalısın
bir şiire bir aşka
her şey aynı kalacak
ama bu sefer başka

bir çığlığa si’den başlamalısın
kalacak yankısı bu kara boşlukta
yok bir kuşun alevden kanatlarında
yok birinin gelişinde, yoklukta

bütün şiirlere birden başlamalısın
vaktin az, imgeler uçup gidiyor
başlamak sanatıdır yaşamak
ömrün geçip gidiyor öleceksin

yakmalısın bu şiiri, kendini
küllerin aynasında godot’yu göreceksin

GODOT

………………………… UT qeant laxis

kalın kara bir do üfledin aklından
günlerin, yalnızlığın ritmini değiştirdin
saçlarını kestirdin, bıyık bıraktın
tespih satın aldın bir işportacıdan
parklarda oturdun, gitmelere kalktın
çölde haykıranın sesiydin sen, sessizliğin,
hep bekledin, gelmedi neydiyse beklediğin

kalın kara bir do üfleyeceksin sıkıntıdan, ölümden
varoluşun bam teline basmak bu, cinnet
bir kasırga patlayacak bir aşk, yokolacaksın
şehrin bütün ölüleri üstüne yürüyecek
ansızın camını kıracak bahçedeki akasya
kendini saracaksın kendi derinle
bir cenin gibi bir ceset,
bekleyeceksin, gelmeyecek beklediğin

kalın kara bir do üfle ellerinden, yüzünden
gökyüzüne bak, sular iç, otlara dokun
sonra sus ve dinle, bak: şarkı söylüyor şehir
kalın kara do’sun şimdi godot’sun
vardır seni de bekleyen birileri, birşeyler
bekle belki gelecektir beklediğin, kim bilir

Haldun ÇAĞLAYAN