DOSTUN BAHÇESİNDEN… / DADALOĞLU

20/02/2010

DADALOGLU

(19. yy.)

DOSTUN BAHÇESİNDEN YAD EL GEÇMESİN

Dostun bahçesinden yâd el geçmesin
Kurutur ha nazlı dilber kurutur
Senin sevdan yüreğimde yağ komaz
Eritir ha nazlı dilber eritir

Yüksek olur Arap atın kaltağı
Eşsiz kalmaz koçyiğitin yatağı
Korkarım kötüye değer eteği
Geri dur ha nazlı dilber geri dur

Arap at üstünde olsa postumuz
İkrarından döndü m’ola dostumuz
Bir gün kara toprak örter üstümüz
Çürütür ha benli dilber çürütür

Dadaloğlu’m der ki ben ne yapayım
Hangi din hak ise ona tapayım
Eğil de bir al yanaktan öpeyim
Beri dur ha nazlı dilber beri dur


ANNEANNEMİN AŞK MEKTUPLARI / Crane

20/02/2010

Hart CRANE

(Rusya, 1899-1932)

ANNEANNEMİN AŞK MEKTUPLARI

Belleğin yıldızlarından başka
Gökte yıldız yok bu gece.
Oysa belleğe ne çok yer var
Yumuşak yağmurun gevşek kemerinde.

Annemin annesi
Elizabeth’in
Tavan arasının bir köşesine sıkışıp kalmış
Ve orada kar gibi eriyecek kadar
Sararıp eprimiş
Mektuplarına bile yer var.

Bu kadar geniş bir boşlukta
Yumuşak adımlarla yürümeli insan.
Burası tümüyle görünmeyen
Bir tel ak saça asılı,
Havada bir ağ ören kuş dalları gibi titriyor.

Ve ben soruyorum kendime:

“Yankılardan başka bir şey olmayan
Eski havaları çalacak kadar uzun mu parmakların:
Sessizlik ezgileri kaynağına taşıyıp
Sonra anneannene getiriyormuş gibi
Yeniden sana getirecek kadar
Güçlü mü?”

Gene de elinden tutup anneannemi
Anlayamayacağı pek çok şey arasından geçirirdim.
Bu yüzden ayağım sürçüyor. Ve yağmur
Acıyan tatlı bir gülüşle yağıp duruyor.

Türkçesi: Cevat Çapan


ZENCİYİM BEN / Hughes

20/02/2010

Langston HUGHES

(A. B. D., 1902-1967)

ZENCİYİM BEN

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika’nın derinlikleri gibi kara

Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
Washington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi

Emekçiydim her zaman
Mısır’da piramitleri kuran benim
Benim, harcını atan gökdelenlerin

Türkücüydüm her zaman
Afrika’dan Missuri’ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tam tam ritmi

Kurbandım her zaman
Kongo’da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas’ta

Zenciyim ben
Gece gibi!..
Afrika’nın derinlikleri gibi kara

Türkçesi: Ataol Behramoğlu


GELİN DOSTLARIM / Mevlânâ

20/02/2010

MEVLÂNÂ

(İran, 1207-1273)

GELİN DOSTLARIM

Gelin dostlar, gelin kardeşlerim,
Gelin bağdaş kurup oturalım yan yana.
Anlaşalım, bilişelim, görüşelim.
Gelin ey sizler, gelin, dizdize daha sıkı,
Doyasıya görelim yüzlerimizi,
Sevelim birbirimizi gönülden.

Görünüşte savaşıyor gibiyiz ama
Aslında dostuz, uzlaşmışız ezelden…
Bahçeye çıkalım, açılmış gülleri seyredelim,
Güllerin en güzelini birlikte derelim.

Elpençe duralım sevgilinin önünde,
Dünya kimseye kalmaz, sevelim, sevilelim.

Gel gül yüzlü kardeşim, gel güzelim,
Bizden yüz çevirme, bizi gönülden çıkarma,
Biz bu hiç’lik âleminde her zaman varız.
Sevgiyle, kardeşlikle çırpınır yüreğimiz.
Aşk gibi, gözümüz yolda sevgiliyi bekleriz.

Aşkın, o yüce sevgilinin kullarıyız biz.
Size açarız kalbimizi hep bu derin sevgiyle

Gelin, ne olsanız da, kim olsanız da,
Kâfir olsanız da gelin, puta tapsanız da,
Yüz kere tövbe edip bozmuş olsanız da tövbenizi.
Umutsuzluk kapısı değil bizim kapımız,
İnsan doğallığınızla, gönül içtenliğinizle
Nasılsanız öyle gelin sevginin gül bahçesine.

Türkçesi: İbrahim Edip


CÂNÂN / Neyzen Tevfik

20/02/2010

NEYZEN TEVFİK

(1879 – 28 Ocak 1953)

CÂNÂN

Sevdalı akşamlar tekin değildir,
Pek dolaşma gönül vîrânesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
fiaka yoktur aşkın efsânesinde.

Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur âşıkların sağırdan,
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervânesinde.

‹htimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mestolduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymânesinde.

Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devrânda
Yanıyorum sazın terânesinde.

Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbinden başka hiç bir mekân bilmem,
Gök kandil olmuşum, âsumân bilmem
Bu mavi gözlerin meyhânesinde.

Karanlık zülfünü bir görmek için,
Göz kanat olmuştum cin melek için,
Bana yeter artar bûselik için
Hâtıra telleri dil şânesinde.

Gönül rebabında olamaz düzen,
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın geceye Neyzen
Cânânın kalbinde, gam lânesinde


CAHİL HÜKMÜ TÖRELER / Nurşen Alıcıer

20/02/2010

CAHİL HÜKMÜ TÖRELER


Sıra sıra odalar
Odaların birinde bir kız ağlar
Kızın gözlerinde bulutlar
Göz düştü yere
Kızıla boyandı duvarlar..

Sonra gece doğdu
Sonra gece öldü
Gece hep aynı
Karanlığın
En hırçın gardiyanı
Gecede susturulan kimsesizler
Gündüzde
Faili meçhul bir cinayetin
Dilsiz sanığı

Gecede bir kız çocuğu
O bir kız çocuğu
Anlasana işte
O daha henüz bebek
Bebek bebek mi doğurdu…

Sen de anladın
Oysa sen dilsiz taştan bir duvardın
Ne depremdi seni çatlatan
Ne derme çatma yapın
Dikildin karşılarına
Bir dev gibi sarsıldın
Bir kuş gibi çırpındın
Çığlık çığlık bağırdın
Duymadılar
Oysa insan olan onlardı
Hiç utanmadılar..

Gecede bir kız çocuğu
O bir kız çocuğu
Anlasana işte
O henüz bir bebek
Bebek bebek mi doğurdu?

Bir yağmur başladı o gece
Bir yağmur ki cehennem
Bir yağmur ki cinneti gecenin
Sonra bir şimşek patladı
Bir şimşek ki cehennem
Bir şimşek ki alev alev yangını törenin

Bir ağaç devrildi
Bir hüküm verildi…

Gözünü yum dediler
Ve ona kadar say içinden
O gözünü yumdu
Kayıtsız ve şartsız
Ve fısıldadı gülümseyerek…

– ’’Önüm arkam sağım solum sobe
Saklanmayan ebe
Saklanmaaayan ebee
Saklaanmaaayaan…’’

Nurşen Alıcıer


DOĞUNUN KALITI / Hilmi Yavuz

19/02/2010

doğunun kalıtı

biz üç güzel kardeştik ve ölüm,
ölüm en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

o bir nehir gibi ve kendimizin
nice ipek yollarına dökülüp
ve derin kollarına bir gonca
gül diye kapanıp ve tiftik,
safran ve kilim gibi onca
acılardan sonra, mağrur ve yitik
bir külliyeye benzer gurbetimizin
gide gide sonuna geldik

biz üç güzel kardeştik
ve ölüm, en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

sonra derviş defterimiz kapandı
gün kara koyun, gece oğlaktı
ve göçebe bir çeşme olan ikizim
şiiri bir oba gibi kaldırıp
dağ taş demeden, dizlerimizin
bir bir büküldüğü baharat yollarından
korkunç bir ağıt diye geçirip
bizi düzlüğe çıkardı

bize doğunun büyük şiiri kaldı

Hilmi Yavuz


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 276 takipçiye katılın