BEŞ MEVSİM (Çağlar, Dıranas, Kısakürek, Tanpınar, Tecer)

14/01/2010

1957 basım tarihli BEŞ MEVSİM şiir seçkisinde 5 Hececiler’in dışında kalan Hece vezninin 5 usta şairi yer alıyor: Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer. Seçkinin ilginç yanı, özellikle Tanpınar ve Dıranas’ın aşağıda okuyacağınız şiirlerinin şairlerince daha sonraki yıllarda kimi değişimlere uğraması. Eski yazımının mı, yeni halinin mi daha güzel olduğu konusunda tartışmalar yaratan örnekleri şiirseverlerin beğenisine sunuyoruz.

Ahmet Kutsi TECER

GECELEYİN

Geceleyin benden ayrılır ruhum,
Dönünceye kadar açık kalır cam.
Uyanık, başımın ucunda bir mum,
Beklerim, beklerim böyle her akşam.

Bilmesem de nerye gidiyor ruhum,
Bütün gece, sessiz, eriyip de mum,
Sabah olduğunu çok biliyorum;
Biliyorum, bu bir sonsuz helecan.

Besbelli bir ömür böyle sürecek,
O öyle uçarı, ben böyle ürkek;
Bir gün ya bilerek, ya bilmeyerek,
O dönmeden camı kapayacağım.

(İlk defa bu kitapta yayınlanıyor)

Behçet Kemal ÇAĞLAR

DEĞİRMENE İSTİDA

Köküne sar beni, yeşert ey söğüt!
Değirmen, değirmen, beni de öğüt!
Ey dere bende de çarkları döndür;
Çuvalların açık durduğu gündür.
Tozlandım yollara uzana, baka,
Duru su! Duru su! Beni de yıka!
Omzumdan başımdan dökül ey dere;
İçim temiz çıksın büyük günlere!
Her şeyi söndüren! Ah beni yaksan…
Sonunda göl olup durulacaksan
Maya yap şimdiden al gözyaşımı
Döndür, çarkın gibi, döndür başımı;
Değirmen! Değirmen! Beni de öğüt!.
Ben meyvesiz ağaç, yürüyen söğüt;
Sen ey kavakyeli, başımdan dağıl!
Duru su! Gel bana sen çağıl çağıl,
Gizli yatağımdan çıkar, koğ beni,
Gel, ya tertemiz et, ya da boğ beni!
Kızım! O ak bezde ne kir var ne suç;
Gel beni çitile, bana vur tokuç…
Meded ey çark, meded ey su, ey söğüt!
Değirmen, değirmen! Beni de öğüt!

Necip Fazıl KISAKÜREK

TÜTEN RUH

Sana ey kanımda eriyen kadın
Can nasıl dayansın, nasıl dayansın.
Mezara çekmekse beni maksadın
Önümde o siyah gözlerin yansın.

Bir sütun alevsin, bir sütun duman,
Yalnız seni görür gözünü yuman.
Senden ateşine bir deva uman
Bari gitsin kara toprağa kansın.

Bir çukur solumda, bir taş sağımda
Kabre girdiğim gün bu genç çağımda
Öyle bir yüksel ki sen toprağımda
Görenler ruhumu tütüyor sansın.

Ahmet Hamdi TANPINAR


BURSA’DA ZAMAN

Bursa’da eski bir cami avlusu,
Mermer şadırvanda şakırdayan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar,
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinden gülüyor bana derinden.
Altı yüz çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili, göğün mavisi
Ve minârelerin en ilâhisi!..

Bir zafer çığlığı burda her isim;
Yekpâre bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın…
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir eski zaman vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası;
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer
Türbeler, câmiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin,
Sesi nabzım olmuş hengamelerin
Nakleder yâdını gelen, geçene.
Bu hayalde uyur Bursa, her gece;
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Bahar rüyasiyle bahçelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billûr bir âvize Bursa’da zaman,

Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur’an sesini.
Fetih günlerinin saf neş’esini
Aydınlanmış buldum tebessümünle,
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde… Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk.
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm, bu tılsımlı ebediyette
Belki de rüyası, büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin!

Ahmet Muhip DRANAS

TİTREK BİR DAMLADIR

Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.

İşlerken hülyanı sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyanda fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

Gözlerin kararan yollarda yorgun,
Ve bir zambak kadar beyazdır yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.

Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.

Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içerinde gam
Eriyen renk olsam yanaklarında

(S.E.S. Sanat Eserleri Serisi, 1957, Sunu: Zahir Güvemli)


S’imge : KIŞ

21/12/2009

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

(1898 – 1973)

KIŞ BAHÇELERİ

Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta,
Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta,
Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çınaraltı.

Can verdi kışın sunduğu taslarla zehirden
Her gonca kızıl bir gül açarken yolumuzda,
Üstündeki son dallar ağarmış diye birden
Pas tuttu nihayet suların rengi havuzda.

Yerlerde gezen hatıralar var korulukta;
Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir.
Mehtaba çalan sapsarı benziyle ufukta,
Binlerce dalın verdiği tek meyva güneştir.

İçlenme tabiattaki yekpare kederden,
Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.

AHMET KUTSİ TECER

(1901 – 1967)

KIŞ DÜŞÜNCELERİ

Geçti yaz günlerinin güzelliği
Açık pencereler, damlar, bahçeler.
Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler.

Hani o gezmeler kırda denizde?
Hani o cümbüşler, sazlar temmuzda?
Ağustos mehtabı tam üstümüzde
Plajlarda neydi o eğlenceler?

Yaşamak diyordum, yaşamak ne hoş!
Hele bir gelmesin n’olurdu bu kış.
Nerde o kahkaha, o ses, o alkış
Şimdi yerini aldı düşünceler…

ORHAN SEYFİ ORHON

(1925 – 2005)

KIŞ GECELERİNDE

Çiçekler dağılmış, yapraklar sarı;
Bulutlar gözleri yaşarmış geldi.
Dumanlar bürüdü yeşil dağları,
Bahara doymadan yine, kış geldi.

Sabahtan beridir ince bir yağmur
Yağıyor, soğuk bir sisle karışık.
Kafesler kapanmış, sokaklar çamur,
Dışarda ne bir ses, ne de bir ışık.

Ruhumun karanlık düşüncesinin
Doğacak bir nura var ihtiyacı.
Allahım, bu uzun kış gecesinin
Koynunda kimsesiz kalana acı !

NÂZIM HİKMET

(1902 – 1963)

YILBAŞI

Yağdı, bütün gece yağdı kar
yıldızlarla aydınlanarak.
Bir şehir, bir sokak bir ev var,
ahşap bir ev, uzak mı uzak.

Yatıyor minderde bir çocuk,
benim oğlan, sarışıın, tombul.
Misafir yoktu, kimseler yok.
Pencerede fakir İstanbul.

Öttü acı acı düdükler.
Hapislik gibidir yalnızlık.
Kapadı kitabı münevver,
ağlayıverdi yumuşacık.

Bir şehir, bir sokak, bir ev var,
ahşap bir ev, uzak mı uzak.
Yağdı, bütün gece yağdı kar
yıldızlarla aydınlanarak.

ZEKİ ÖMER DEFNE

(1903 – 1992)

BAHÇELERDE KIŞ ŞARKISI

Sular köklere çekildi… Yağdı kar,
Bir başka şarkıya başladı dallar…
Ağaç ne söylerse hoş söyler, kabul!
Gerçi şarkılığına bu da bir şarkı,
Gelgelelim nerde bu, nerde bahar…

Şimdi bahçelerden pencerelere,
Sâde bir ölüm güzelliği vurur;
Seyrir perdelerde çiçekler şöyle…
Dallar neylesinler? İçten gelmemiş
Havâdan bir şarkı bu kadar olur.

ARİF NİHAT ASYA

(1904 – 1957)

KIŞ VE GECE

Kış mevsimi bir geldi mi gitmez, çocuğum
Sonsuz gece başlayınca, bitmez, çocuğum
Kurşunla bulutlar yığılır üstümüze,
Günler yüzünün seyrine yetmez, çocuğum.


İHTİYAR ÂŞIK / Ahmet Kutsi Tecer

06/12/2009

İHTİYAR ÂŞIK

Yıllardan beridir ağaran teller,
Bu akşam parıldar şakaklarında.
“Bu gece ömrümün en son demi, der,
Büsbütün ağarsın varsın yarın da…”

Çırpınır göğsünün içinde kalbi,
Bir yaşlı ağaca sinen kuş gibi.
Nedir bu esrarlı halin sebebi?
Neden parlıyor o gözler?.. Bir oda:

Yaslanmış, altında ipek bir sedir,
Bir kız ki ay ondan beyaz değildir.
Öptükçe ağaran bir gül denilir,
İhtiyar bülbülün dudaklarında…

Ahmet Kutsi TECER


S’imge : AYRILIK

17/09/2009

ayrılık1

MEVLÂNÂ
(İran, 1207-1273)

RÜBAİLER

Seninle beraberken senin sevginden uyuyamıyorum.
Sen yokken de ağlamaktan uyuyamıyorum.
Allah Allah! Benim her iki gecem de uykusuz geçiyor,
Fakat sen bu iki uyanıklık arasındaki farkı bir anla!

Dudaklarını anarak yüzüğümün lâlini öpüyorum.
Onları bulamadım ne yapayım, şimdi bunları öpüyorum.
Senin bulunduğun göğe ellerim yetişmiyor
Ve ben secdeye kapanıp yeri öpüyorum.

Sen gittin ve sen gidince ben kan ağladım.
Senin büyük acınla uzun uzun ağladım.
Sen yalnız gitmedin, gözlerin de senin arkandan gitti.
Madem ki artık gözlerim yok, nasıl ağlayabilirim?

(Türkçesi: Asaf Halet Çelebi)

BERTOLT BRECHT
(Almanya, 1898-1956)

SEVGİLİLER

Gökte geniş yaylar çizen şu turnalara bakın!
Kendilerine eşlik eden bulutlarla kol kola
Uçuyorlar bir yaşamdan bir başka yaşama
Aynı yükseltilerde, aynı telaş içinde
Boşlukta yalnızca ikisi ve hep yan yana
Güzelim gökyüzünde salınıp dururlarken
Görmesin diye biri ötekinin rüzgârda süzülüşünden
Başka hiçbir şeyi duyumsamasın diye
Uçuşurlar alıp götürse de rüzgâr bu çifti sonsuza
Ve yine yok olmaz da kalırlarsa bulutlarla
Onların uyumunu bozamaz ki hiç kimse
Yağmurların vurduğu, silahların patladığı
Her yerden kaçabilirler böylece
Değişken yüzleri altında güneşin ve ayın
İki özgür sevdali yine uçar giderler
-“Hey nereye yolculuk?” -“Hiçbir yere”
-“Kimden kaçıyorsunuz?” -“Herkesten”
Sorarsanız, “kaç zamandır birliktesiniz?”
-“Çok az zamandır” -“Ayrılık ne zaman peki?” –
“Hemen”
Sevda işte böyle anlıktır sevenlere

(Türkçesi: Sacide)

İVAN BUNİN
(Rusya, 1870-1955)

SENİN BİR CEYLAN GİBİ O MAHZUN BAKIŞINI

Senin bir ceylan gibi o mahzun bakışını
Ve ne varsa, öylesine yürekten sevdiğim o bakışta
Unutmadım, üst üste yığılan hüzünlü yıllarda
Fakat görüntün, zihnimde gitgide dumanlandı

Gün gelir, yürekte hüzün de söner artık
Ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde
Düşler de, anımsayışlar da silinir gitgide
Kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık…

Türkçesi: Ataol BEHRAMOĞLU

NERDESİN

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.

Ahmet Kutsi TECER

AYRILANLAR İÇİN

Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız.

Her kaderin tesellisi bulunur, üzülme
İnsan ne kadar sevse unutabilir.
Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer
Sen de unutursun bir gün gelir.

Hiç yaşamamışcasına, hiç sevmemişcesine
Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi
O günlerce gecelerce sevişmelerimizi.

Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin
Hatta bütün yazdıklarımı satır satır
Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır.

Ümit Yaşar Oğuzcan

BİR AYRILIK KLASİĞİ

Gidiyorum işte birazdan, gölgemi getir
Bana gölde unutulan bir gemi getir
İçinden uykusuzluk geçen bir gemi getir
Ayrılıklar kalbe sevmeyi öğretir

Gidiyorum işte birazdan, gövdemi getir
İkimizi resimleyen bir demi getir
Sade neskafeyle sesini getir
Geceler zamana rolünü öğretir

Doluyorum artık bir bardaktan bir başkasına
Serseri bir bulut kadar efendi kılığında
Dudaktan kalbe dökülen gözyaşı kıvamında
Vedalar düşlere dalmayı öğretir

Gidişimi getir, ağır aksak, yel yepelek gidişimi
“Gi”yi sana bırakıyorum, ..diyorum işte birazdan
Sana dönüyorum, senin için dönüyorum, dünya benim
Her ayrılık kavuşmaktır aslında
Ayrılığa

Oğuzkan AKAY