ÇOCUKLARIMA / Aziz Nesin

20/04/2010

ÇOCUKLARIMA

Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalmamalı senin gibi güzel

Örnegin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek

De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı

Diyelim zindana düştün bir ip al
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir
Sonra yıldızlardan kolyeyi
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış

Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar

Aziz Nesin


DİRİLİŞ / Aziz Nesin

21/02/2010

DİRİLİŞ


Gittikçe artıyor yerçekimi
Çek elimden
Kurtarsın yerçekiminden
Aşkın çekimi

Akıyorum aşağılara sızım sızım
Duyuyorum içimdeki derinlikleri
Öpe öpe çek çıkar
Soluğunla dirilt beni

Kumsaldan nasıl sızarsa sular
Çöküyorum en dibe azar azar
Dağılıp parçalanıp ayrılıyorum
Topla beni tut beni

Yağmurca gözyaşlarmca
Aşağı aşağı çizgilerim
Al avuç avuç fırlat gökyüzüne
Yeniden yarat beni

Aziz NESİN


SİVAS ACISI / Aziz Nesin

12/01/2010

AZİZ NESİN

(1915 -1995)

SiVAS ACISI


Ben tanırım
Bu bulut bizim oranın bulutu
Hemşeriyiz ne de olsa
Benim için kalkmış ta Sivas’tan gelmiş
Yurdumun bulutu
Başımın üstünde yeri var

Ben bilirim
Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı
Hemşerimiz ne de olsa
Benim için kopup gelmiş yayladan
Yurdumun rüzgârı
Kurutsun diye akan kanlarımı

Ben anlarım
Bu acı bizim ora işi hançer acısı
Bir ülkedeniz ne de olsa
Aynı dili konuşsak da
Anlamayız birbirimizi
Hançerin nakışı
Tanıdım acısından Sivas işi

Ben duyarım duyumsarım
Bizim oranın sızısı bu
Binip kara bir buluta
Sivas ilinden
Sivas rüzgârında uçup gelmiş
Helallik dilemeye

Ey yüreğimin onmaz acıları
Ey beynimin dinmez sancıları
Suç ne bende ne de sende
Suç seni karanlıklara gömenlerde
Ne de olsa yurttaşımsın
Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne
Bilmelisin bir yerin var canevimde


S’İmge : BABA

10/12/2009

S’İmge : BABA Sayımızda Türk ve Dünya Edebiyatından Seçilmiş 17 Düzyazı ve 60 Şiir yer alıyor.

NÂZIM HİKMET

(1902 – 1963)

* * *

Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
“Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömrümden geçen yıllar…”

Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…

NECİP FAZIL KISAKÜREK

(1905 – 1983)

BABADAN OĞULA

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attâya gitti.

Uzar gider bu attâ;
Ve neler neler olmaz!
Ve kimbilir ve hattâ;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…

AZİZ NESİN

(1915-1995)

BABAM

Dünyaların en iyi babası benim babamdır
Düşmandır düşüncelerimiz
Dosttur ellerimiz
Dünyada tek elini öptüğüm
Babamdır
Kırkını geçtin adam olmadın der
Başım önümde dinlerim
Önünde tek baş eğdiğim babamdır
Sabahlara dek Kuran okur
Anamın ruhuna
İnanır ona kavuşacağına
Bana gâvur der
Diş bilemeden
Dünyada tek bağışladığı ben
Tek bağışladığım odur
Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma
Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden
Çocuklar ortada kalacak
Ölemez kahrımdan benim
Yaşamak zorunda benim yüzümden
Gözlerindeki ateş bakışlarında söner
Tuttuğun altın olsun der
Çocukluğumu tek anlayan odur
Dünyaların en iyi babası benim babamdır

CAN YÜCEL

(1926-1999)

HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla –ha düştü ha düşecek–
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici –hep, hepp acele işi!–
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş çağ’rırlar İstanbul’a
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben çok babamı sevdim.

CEMAL SÜREYA

(1931 – 1990)

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

ABDÜLKADİR BULUT

(1943 – 1985)

OĞLUNUN MEZARINA DUT DİKEN
BABA İÇİN ŞİİR

Bir günün yolunda bir baba
Civanından bir dut fidanı elinde
Ve sarılı bir yumruk gibi kökü
Tütün sarısı gövdesinin dibinde

Vurulmuş oğlunun mezarına dikecek
Belli ki tütün sarısı o dut fidanını
Düşünerek annesinin sandığa koyduğu
Kanlı ipekten gömleğini

Beyaz bir küpedir her dut çiçeği
Daima sonsuz bir geleceği süsler
Siz de mi geleceği süslersiniz yoksa
Ey sarı gövdeli şiirler

Bir günün yolunda bir baba
Civanından bir dut fidanı elinde
Ve sarılı bir yumruk gibi kökü
Tütün sarısı gövdesinin dibinde

MEHMET TANER

(1946)

KURU AYAZA BIRAKTIN BENİ

Beyaz çarşafların üzerinde,
Sağıma dönemez’im.
Soluma dönemez’im.

Münker duvar,
Nekir pencere.
Dilim, cenin dili.

Rahim’den aldın,
İnce yağan kar altında
Kuru ağaca döndürdün
Kuru ayaza bıraktın beni.

Takık dişlerimi aldın
Beyaz bıyığımı incelttin
Kara boşluğa yumdun ağzımı,
Kımıldayan er kolumu
Demirlere bağladın.

Tüm Kitap, çekildi hücrelerimden.
Cümle kılcal zaman, iplik gibi çekildi.
Doksan dokuz adın, döküldü sofradan bir bir.
Kaldın usumda, savrulan bir edat gibi ey nehir.

SİNA AKYOL

(1950)

BABAM İÇİN…

Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!
Rüzgâr narin! Hayat ince!

Zamanın rengi
Kıvamına erince,

Sofraya ardıç
Dalı değerdi.

Sen, olgun kavun!
Ben, delikanlı peynir!

Hemhal olur söyleşirdik.
Genç babam, gencecik babam.

HAYDAR ERGÜLEN

(1956)

KARDEŞLİK

Babam bir pazar günüydü eskiden, yağmur
yağar, evin büyük oğlu olurdu birden, ben
evini kaybetmiş oğul olurdum ona, sorardım
ona hemen: Baba hangimizin oğlusun sen?
Kardeş olurduk hemen ev büyürdü ikimizden
yok olurdu oğulda yer bulamayan babanın suçu,
yağmur çocukluğun çatısından gidince anlaşılır yokluğu
Şimdi bir başına kalan ev gibiyim gibiysem
bir başka yetim olan şiirin suçu yok bunda
ev neyse şiir odur, babadır neyse oğul da!
Kelimelerin değil seslerimizin ilk yağmurunda
ahmakıslatan sırılsıklam benzettiğinde birbirimize
unuttum bizi, bir suçu sessizce paylaşırken de
unuttuğum sırdı bu: Kardeştir babayla oğul!
Kardeştir yetimle şiir! İnsan yarısında baba,
yarısında oğul olur hayata, suç ve ceza, sus ve…
Dinle ve sus: Bir şiir suçluysa yalnızca susulur!
Mustafa Irgat ölür, eski yetim olur, kimsesiz
kelimelerden meleği bir daha geçmez olur…
Baba ölür, kardeşliği yetim bırakır oğuldan önce,

Bütün yetimler ayağa kalksın, eski yetim şiir de!

ENGİN TURGUT

(1957)

BABAM

umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
bir İstanbul çelebisi, sanki beyaz bir kuş
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen bir sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Atatürk’ün sesini duyduğunda ağlayan adam
ne savaşlar görmüş de yenilmemiş
çekingen bir solgunluk, efendi bir güneş
mis gibi bir Türkçe, yürüyüşü ışıktan
yarasını gizleyen, alınyazısı güzel adam
erken büyümüş, vefa dolu, cesur adam
annemin en yakın evladiyelik arkadaşı
asidir, yorgundur, asabidir, burnunun dikidir
son şehir, son istasyon, son bahar, son çocuk
düzgün ceket, ütülü kravat, kırışsız pantolon
avare olmamıştır hiç, dalavere nedir bilmez
iki yakası bir araya gelmeyen memur adam
aydınlığın özkardeşi, barış şarkısı bir adam

Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi adam!..

MÜJDE BİLİR

(1964)

RESİMLER

Babasız evlerin çatısı, akar.

İnsan üşür, ıslak bir anıdan.

Bahçedeki sardunyalar boğulur.

Anneler yağmur biriktirir kızlarına.
Yumuşacık olsun, saçlarına

ağbilerin hırçın eli dolanmasın.

Ağbilerin aklı uzar.
Büyür gözlerinde hayat.
Söz bitmesin, diye
konuşmaz.

Hangi evin babası bir ağbi olsa
yutkunur ev; hüzün kokar.

İyi kalbinde annelerin
çürür neşeli çocuklar.

ALTAY ÖKTEM

(1964)

TEŞEKKÜR EDERİM BABA

teşekkür ederim baba, kırılgan bir yaz
tozlu urbalar, gri bulutlar bıraktın bana
taş duvarlar bıraktın, birkaç metre telörgü
gözaltları kırışmış mor bir kelebek
bıraktın. uçmak adına

teşekkür ederim baba

kapıları zorluyor karanlık bir gelecek
taşlar yakıştırıyor başımıza çürük hurma dalından
suçlu bir peygamber çiçeği gibi uzatıyor boynunu
rengini kaybeden gece

teşekkür ederim baba. sevişirken bile
bir ilkokul sessizliği yerleşiyor tenime
çok kapalı adamlar, inan ki korkuyorum
giriyorlar duvardaki yaşlanmış che
posterinden içeriye

sanki anlamsız bir savaşın
tarihini şaşırmışım gibi
tek ayak üstünde duruyorum caddede
kulağımı çekiyor sanki bir kaybolmuşluk duygusu
bakıyorum ormanlar kuruyor, gülüşler çürüyor
saçlarım dökülüyor aşklarımın üstüne

yenildim. korkmuyorum bunu söylerken
korkmak eski bir yalanı yeniden yeşertmektir
hayatın uçuruma en yakın kıyısında

diğer kadınlar bilir: aşk uslanmamaktır bir bakıma
hayat da

teşekkür ederim baba


GÜNAHLIM / Aziz Nesin

06/12/2009

GÜNAHLIM

Antalya’da Kadın Yarı
Atarlar o yardan günahlı kadınları
İkibin yıldanberi yutar günahları uçurum

Öyle suçlusun öyle günahlısın
O Kadın Yarı’ndan atılmalısın
Ben bulutlarca üstünden uçuyorum

Korkma bırak kendini boşluğa
Sevinin yarattığı bendeki sarhoşluğa
Daha düşmeden seni havada tutuyorum

Sen öyle güzelsin ki günahlım
Nasıl altın tutmazsa pas
Senin güzelliğin de günah tutmaz

Aziz NESİN


MİNİ MİNİ ŞİİRLER ANTOLOJİSİ

10/11/2009

minimini1

MİNİ MİNİ ŞİİRLER

SUNU

aşk kuşu’nun karanlıkta kanayışı niyedir
şiir-kuşun uçuşuna eşlik etsin diyedir

Ahmet NECDET

PARSEL

Girdim yarin bahçesine
Parsellenmiş

Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU

DOKUNMATİK

Görmüyor musun
Su içiyorum
Şiir yazıyorum
Ne dokunuyorsun

Can YÜCEL


HAYDAR HAYDAR

Bir durak börtü böcek
Çıplanmış tarlalarda
Hişt hişt Sait Faik

Salâh BİRSEL

MERAK

İçimde bir merak bir merak
Ölümümden bir ay sonra bir güncük yaşamak
Ve dostu düşmanı
Suçüstü yakalamak

Aziz NESİN

KEHANET 1985

Lokman Şair senin hayatın
Yedi kırlangıcın hayatı kadar
Altısını ardı ardına yaşadın
Bir kırlangıcın daha var

Cemal SÜREYA

AĞIR İŞÇİ

En ağır işçi benim
Gün 24 saat
Seni düşünüyorum

Ümit YAŞAR

İKİ DOĞRU

Ana
Çocuğu somutlar
Anadil
Çocuğun kişiliğini.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

İLLET

Sayın baylar bayanlar
Ayıptır söylemesi
Bende
Vatan aşkı var.

Halim ŞEFİK

ÇİÇEKLE KONUŞMA

Artık ne pencerem var seni koyacak
Ne masam,
Sevgilim de yok bu şehirde
Çiçek seni alıp ne yapsam?

Cahit KÜLEBİ

KADEH

Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımda bir bulut
Kadehimde gökyüzü

Oktay RİFAT

YAĞMUR

Birden serçelerle indi yağmur
Hangisi serçe
Hangisi yağmur

Melih Cevdet ANDAY

MARİFET

Suya dokunmazmış
Sabuna dokunmazmış
Pise bak

Celal VARDAR

BAŞLANGIÇ

Doğanın bana verdiği bu ödülden
Çıldırıp yitmemek için
İki insan gibi kaldım
Birbiriyle konuşan iki insan.

Edip CANSEVER

BOYNUMUN BORCU

Leman Hanım
Size bir şiir borcum vardı ya
İşte onu ödüyorum.

Metin ELOĞLU


KİMİN VAR Kİ / Aziz Nesin

09/11/2009

aziznesin_portre

KİMİN VAR Kİ

Kimi bekliyorsun hâlâ?
Evinden kitaplarından uzakta mısın,
Arada bir telefon et kendine,
Kendine mektuplar yaz yanıt beklemeden,
Kartlar gönder kendine her gittiğin uzaklardan
Sevgilim diye başlayıp öperim diye bitten,
Senin senden başka kimin var ki arasın?

İnince trenden ya da uçaktan, yalnızlığın,
Sevinçle karşıla yanlızlığını garlarda, hava alanlarında,
Ayrılışlarda da sarılıp öpüş yanlızlığınla,
Ugurla kendi kendini dönüşsüz yolculuklara,
Bekle kendini uzak yolculuklardan dönersin diye,
Senin senden başka kimin var ki beklesin?

İçki masalarında bir başına mısın?
Kendinleysen, yetmelisin kendine.
Çoğaltıp yanlızlığını, konuş bir çok kendinle,
Kaldır içki bardağını kendi şerefine,
Ağlaşarak gülüşerek tartışarak kendinle,
Senin senden başka kimin var ki bulasın?

Düşmanlarının saldırılarından yuvarlandıkça yerlere,
Tutup kendi saçlarından, kaldır kendini,
Seni sana bildirecek kimsen yok başka kendinden,
Ölünce senin bile haberin olmayacak öldüğünden,
Haber ver kendine ki öldüğünü bilesin,
Kimin var ki senin sana öldüğünü söylesin?

Kendi kendinin hem konuğu, hem ev sahibisin,
Zamanın varken ağırla kendini sarılıp öperek,
Biliyorsun nasıl olsa yakın o gelecek,
Kimileri yaa öyle mii, ne zaman, vahvah diyecek,
Daha şimdiden sev kendini, sev, kendini sev,
Kimin var ki senin seni senden başka sevecek?

Aziz NESİN