OY GİTAR / Aragon

19/04/2010

Louis ARAGON

OY GİTAR

Oy gitar oy gitar kalbim onun boynunda saklı
Ben ki bir piç köpeğiydim yaşadım ağlamaklı
Oy gitar aşka düşmüş bir de sevilmemişsen
Şiiri susturun duyun ağlayışımı derinden
Gitarda gitarda

Oy gitar ortalığı odur geceden çok karartan
Gözyaşıdır tek nektarım gürültüdür geri kalan
Oy gitar düş kurmaksa oy gitar unutmaksa
Neye kadeh kaldırır el yatakta uyunan çağda
Gitarsız gitarsız

Oy gitar gitarım inanmak için çok gereklidir oysa
Çileme ortak olan bu kederli sanata bu havaya
Oy acının gitarı oy gitar gözlerin olmaksızın
Yakın sesimi dizelerimi yakın oy gitarı yaşlanmanın
Gitar gitar gitar

Türkçesi: Gertrude Durusoy-Ahmet Necdet

Reklamlar

YALNIZ ADAM / Aragon

07/04/2010

Louis Aragon

YALNIZ ADAM

Yalnız adam bir merdiven
Bir yere götürmez insanları
Ve sarayların bütün kapıları
Farksızdır ona bir zulümden

Yalnız adamın eğiktir kolları
Nefesi çizgi çizgi gözü bir tane
Yastığı başka yerde
Uykusu sokak kadını

Yalnız adamın parmakları rüzgâr
Kül olur ona ne verilirse
Hiçbir şey alamaz hatta zevk bile
Tozdan başka onu bulsa da tekrar

Yüzü yok yalnız adamın
O ancak yağmur için pencere
Ve gördüğün ağlayışlar onun üstünde
Âdeta parçası manzaranın

O kayıp bir mektuptur ancak
Yanlış adres mi vardı yoksa üzerinde
Sevgiler diyordu ama kime
Hangi eller onu yırtmış olacak

Türkçesi: Gertrude DURUSOY – Ahmet NECDET


HALKIN AYAKLARINDAN DOĞAN BU ŞARAP / Aragon

30/03/2010

Louis ARAGON


HALKIN AYAKLARINDAN DOĞAN BU ŞARAP


Ah bu şarap değil halkın ayaklarından doğan
Dostum o bizim kanımızdır
Dokun geceye dokun yağmura dokun gözyaşlarına
Bizler doğan altının kar’ı
Ey şiir

Bizler bu zalim bağbozumu gibiyiz
Boğulmuş türküyüz biz
Biz bu kıyamet günü bu eylül
Dansı
Ey cendere ey zalim davul ey acıyın karnıma
Her dizenin farkı yok bir çığlıktan

Sen fırtına gibi doğdun bir yerlerde
Şimşeklerin anısı var gözlerinin incisinde
Sen seçmiş değilsin saatini ne de kumsalını
Acı çekmenin
Bin ölümün acısını çeksen de hep yerin olacak
Hep yeri olacak senin yaranın
Başkaları için sızlanmaya mecbur şom ağız

Ne yapmak için geldik tarihine insanların
Acı çekmekten gayri
Ne aramaya geldik onların çılgınlığında
Niçin attık kendimizi kurbanlık hayvanların içine
Hangi suçu işlemiş gibiyiz biz
Düşünceyle ya da sözle
Diyorsun ki ne düşünmek ne de bilmek isterim
Sana varolmamayı öğreteni istiyorsun
Yaşamayı canlı olarak sürdürmeksizin
Sen ki herkesten daha iyi hep varsın
Yaşamanın ve ölmenin iki kılıcı arasında
Ey şair

İşin bitmedi Acı ile acı
Ben de öyle senin kardeş-gölgen
Seni dinleyen ve seninle yankı veren
Yakınmalarım için tıpkı bir çeşme
Ayın bıçakladığı

Türkçesi: Gertrrude DURUSOY – Ahmet NECDET


BIRAKILMIŞ / Aragon

25/03/2010

Louis ARAGON


BIRAKILMIŞ

Gitme sakın bir tanem hayatım benim
Yitirir renklerini gökyüzü sensiz
Tarlalar ıssızdır bahçeler çiçeksiz
Sakın gitme

Gitme sakın yelin gittiği yere
Bütün kuşlar sensiz uçup gider
Ve çılgındır bütün geceler
Sakın gitme

Gitme sakın suyun yittiği yere
Hor görüp mutluluğunu bardakların
Ve evrenini yemyeşil ağaçların
Sakın gitme

Gitme sakın o kan gibi öyle
Tıpkı beni vuran ele siçrayan
Hem gücüm hem güçsüzlüğüm benim
Sakın gitme

Gitme sakın ateşin kaçtığı yere
Yitirince saman gücünü biraz
Küllenince gitsin diye alıp başını
Sakın gitme

Gitme sakın bulutların içine
Fırtınalar dostu canım kartalım benim
Ölebilirim ölebilirim cesaretinle
Sakın gitme

Gitme sakın düşmandan yana
Toprağını alan silâhını alan düşmana
Ve inan gözyaşlarının anısına
Sakın gitme

Gitme sakın bil ki hıyanet olur
Bu söylevler bu türküler şenlikler
Ey insanlar ne yaptığınızı bilin
Sakın gitme

Gitme sakın o git dedikleri yere
‹nanıp yalanına iri iri lafların
Burada kanayıp dururken yara
Sakın gitme

Gitme sakın zalimden yana
Güçlendirme onu kendi ellerinle
Zincirlerini dövme sevdiklerinin
Sakın gitme

Gitme sakın haydi al tüfeğini
Köpeğini çağır dağıt karanlıkları
Avcı avcı sayı sende güç sende
Sakın gitme
Haydi al tüfeğini

Türkçesi: Özdemir İnce


ALİLİ VELİLİ TÜRKÜ / Aragon

16/03/2010

Louis ARAGON

ALİ VELİLİ TÜRKÜ

İnsan dilediği gibi yaşar ömrünce
Tutsaklığa merhem düşleri vardır
Demleri dönme dolapları hep gönlünce
Kimi zaman kof sanıların oyuncağıdır
Gölgesiyle yarışır ufuk boyunca
Koştuğu saçağını ateş sarmış bir barınağadır
Varıp ışır bir şarap kadehinin şavkınca
Şiir de akıl da zaten bir yağlı çırağdır.

Küflü sarığın firavunu çil kasket
Damda gezer kül kedisinin azraili
Ama sen uçarılığın kadrini bilmezsen böyle
Gelir çatar bir destanı yazılası felâket
Çorak ellere biçtirirsen öfkeni hele
Yüreğin esnaf harcı zırvalara emanet
Hele insanlığını satarsan bir kalp pula
Esenliğini anca deli gönlünde bulur millet

Söz güyâ kucaktan kucağa bir orta malı
Oysa viran dağların Köroğlu’su Ayvaz’ı
Tutuk dili bi yol bülbül kesilince
Rüzgârda savrulan bir boz yele misâli
Hep aynı türküdür çağırdığı yol boyunca
Hasan ağaya sığırtmaç bir Ali Veli
Koyun kuzu hatır sayıp otlamaktan cayalı
Mezarı silme çiçek çevresi tekmil yonca

Kişi hurda sözlere kaptırmış gönlünü
Sürterken rengi atmış menekşeler peşinde
Allahını şaşıracak Paris’in göbeğinde
Döşendi miydi gazetelere çil çil bir bahar günü
Çirkef kelimelerden vıcık vıcık bir cadde
Yanşak ağızlarda gezer metelik etmez ünü
Kalleş kelimelerden bir kör bıçak ellerde
O kaldırımlarda gördüm al kanların döküldüğünü

Hani alev alev bir türkü söyler kumsallarımız
Eş dost vurulup düşerken haykırır hani
Tanyerinin atışını öyle ağırlayacağız
Bizlere vergi bir çırpıda değiştirmek evreni
Tezeği altın kılacağız kötüyü iyi
Gözlerimizde kıvılcımlanır en isli yıldız
Boşuna Kafdağı’nda yitik cennetler aradığımız
Bakın işte açılmış gökyüzünün kepengi

Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek
Düştüğümüz yollardan edinmiş rengini
Alınterimizde yumuş kavgalara bulanan gömleğini
Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek
Mavi demiş anlatmış sulardan bellediğini
Gökyüzü bu kolumuzda güç omzumuzda nacak
Boşlamayın derim sözlerin o en güzelini
Hele sen aşını kotar gökyüzü elde kaşık

Ali Veli’nin uğruna yakıldı bu türkü
Bu türkü evsiz barksızların cânı için
Bu türkü gece ayazında titreşenlerin
Bu türkü içimize doğanlardan ötürü
Kişiyi tepeden tırnağa insan edinceye değin
Koyver halkların kalbine salınsın kökü
Muştusu bu dörtnala gelen yeni düzenin
Topumuzun uğruna anlatıldı bu öykü

Türkçesi: Can YÜCEL


GÜLLER ve LEYLAKLAR / Aragon

25/02/2010

Louis ARAGON

GÜLLER LEYLAKLAR


Ey o değişmeler ey o çiçeklerin açma ayı
Bulutsuz geçen mayıs bıçaklanmış haziran
Unutamam bir daha ne gülleri ne leylakları
Ne de o çiçeklerini ilkyazın hiçbir zaman

O korkunç görüntüyü unutamam bir daha
Alayı kalabalıkları çığlıkları güneşi
Aşk yüklü arabaları Belçika armağanlarını
Sonra o arı uğultulu yolu titreyen havayı
O kavgayı bastıran sakınma bilmeyen utkuyu
Öpüşmenin kızıla döndürdüğü kanı sonra da
Çılgın halkın leylaklarla donattığı kulelerde
O ölüme gidenleri unutamam artık dünyada

Kutsal o eski zaman betiklerine benzeyen
O Fransa bahçelerini unutamam bir daha
O akşamları ve büyüsünü o sessizliğin
Gülleri yol boyunca o gülleri sonra da
O bozgun yeline karşı duran çiçekleri
O sayıklayan bisikletleri alaycı topları
Korkunun kanadı üstünden geçen erleri
O perişan kılıklarını konaklayanların

Ama neden bilmem bu benzetme kasırgası
Dönüp dolaşıp beni aynı yere getiriyor
Saint-Marthe bir general kara bir dal yığını
Orman yolunda bir köşk Normandiya biçimi
İşte tıs yok düşman karanlıkta dinleniyor
Birden bize Paris düştü diyorlar bu akşam
Bir daha dünyada ne o yitirdiğimiz aşkı
Ne o gülleri ne de o leylakları unutamam

Flandres leylaklarını demetlerini ilk günün
Sonra tatlı izini yanakları solduran ölümün
Sonra sizi kaçışın gülleri taze güller sizi
Bir yangın rengine çalan Anjou gülleri sizi

Türkçesi: İhan Berk


AYRI DÜŞMÜŞ SEVGİLİLER / Aragon

21/02/2010

Louis ARAGON


AYRI DÜŞMÜŞ SEVGİLİLER

Bir garda tıpkı sağır ve dilsizler gibi
Acıklı bir dil konuşarak gürültünün koyulaştığı yerde
Garip hareketler yapıyor ayrı düşmüş sevgililer
Kışın ve silahların beyaz sessizliğinde
Ve gecelerin bakarasında oluşmaya geldiği vakit yeniden
Düş onun ateş parmakları bulutlarda kesişirse
Ne yazık ki demir kuşların üzerine olur
Bu tarlakuşu değil Ey yabanıl Romeo’lar
Ve bülbül de değil cehenneme dönen gökte

Ağaçlar insanlar duvarlar
Hava bej rengi bej ve bej
Anılar gibi duygulandılar
Karla kaplı bir dünyada
Geldiği an fakat aşk da
Yine bulur arpejini
Hüzün dolu bir mektup ölesiye
Hüzün dolu bir mektup ölesiye

Kış birisinin yalnızlığına benzer
Kıştadır şarkı söyleyen kristaller
Donmuş şarabın anlamsızlaştığı yerde
Hüzünlü bir türkünün yavaşladığı yerde
Ve beni saran müzik
Çalar çalar çalar saatleri
Yelkovan döner ve gıcırdar zaman
Yelkovan döner gıcırdar zaman

Altın eşim kasımpatım benim
Mektubun niçin o kadar acı
Seviyorsam seni niçin mektubun
Açık denizde bir geminin batması gibi
Öylesine çığlıklar atar
Acı rüzgârların bastırdığı çığlıklar
Kendi uyaklarının titreyişiyle
Kendi suçlarının titreyişiyle

Sevgilim geriye kalan ne var
Sadece sözcükler bizim dudak boyamız
Sadece donmuş sözler bir ökseye takılan
Gün ki umutsuz şekilde doğar
Düş görür sürünür ölür doğar yeniden
Gesvres şatosunun hendeklerinde
Borunun benim için çaldığı yerde
Borunun senin için çaldığı yerde

Biricik hazinemizi yaratacağım bu sözcüklerden
Azizlerin önüne konan sevinç dolu buketler
Ve onları uzatacağım tatlım bu sümbülleri
Bu yörekent leylaklarının yavşanların mavisini
Ve kadife bademi dallarıyla satılan
Mayıs panayırlarında o beyaz çanlar gibi
Mügenin bizim toplamaya gitmeyeceğimiz taa
Taa ah çiçekli sözcükler gevşer orda
Çiçekler döker çiçeklerini esintisiyle rüzgârın
Ve kapanır gözler cezayir menekşeleri gibi
Yine de şarkılar söyleyeceğim senin için yankı verinceye kadar
Seni sonsuz sevecek olan yüreğimdeki kırmızı kan
Bu nakarat bir tralallam gibi gelebilir insana
Belki de bir gün söylediği sözcükler
Bu yıpranmış bu basit yüreğin işareti olacak
Şahane bir dünyanın bir tek sen bileceksin
Güneş parıldıyorsa ve titriyorsa sevda
Bunun nedeni sonbaharda bile inanmayarak ilkbahara
Ben başkalarınınkine benzemeyen bir tralallam söylemiş olacağım

Türkçesi: Gertrude Durusoy – Ahmet Necdet