ESKİ AVLUDA / Birhan Keskin

22/04/2010

Eski avluda

Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;
Çalıda sarı bir çiğdemim ben
Ve senin çok eski cümlen.

Sen otursan, gitmemiş ki! olsan
Ben sana bir eski Endülüs avlusu
İstersen serin bir Portofino getirsem
Ya da Yedigöllerin yedisini birden.

Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;

Her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
Buldum buluşturdum kendime geldim
Tek eksik sensin! İncecik, çilli bir dille
sen de gelsen.

Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.

Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en geniş cümlem:

İçimi açtım sana.
İçini açmak için.

Birhan Keskin


NEHİR MANZARASI / Birhan Keskin

16/03/2010

Victor Vasiliev (49/Male/Russia) Photographer /
Photography / Nude / “Dreams about river … – Nehir ile ilgili rüyalar”


RIVER VIEW

Let the wind stay ripped, in this insane dream
what does truth matter anyway.
Let’s lie down, sleep, wake, get up
Like two dry-roasted nuts in this insane dream
Isn’t love, after all,
A little mercy locked up somewhere,
After all, isn’t the world a crystal lie
Let it mature
Come look I’ll show you
a river view from the hill.

Birhan Keskin – Turkish Poet

Translated by: George Messo

NEHİR MANZARASI

Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
gerçeğin ne anlamı var.
Biz bu zırdeli düşün içinde kavrulmuş kurumuş iki fıstık gibi
Yatalım uyuyalım uyanalım kalkalım
Değil mi ki, bir yere kilitlenmiş
Bir küçük iyiliktir aşk,
Değil mi ki, billurdan bir yalan dünya
Bırak ersin o tamama
Gel bak tepeden bir nehir manzarası
göstereceğim sana.

Birhan Keskin


ALTIN ŞAİRLER ŞİİR SERGİSİ / 10. Birhan Keskin

15/03/2010

ALTIN ŞAİRLER ŞİİR SERGİSİ / 10. Birhan Keskin

18 Mart 2010, AKM, ANTALYA

ALTIN PORTAKAL ŞİİR ÖDÜLÜ / 2006


DELİLİRİKLER / Birhan Keskin

25/01/2010

DELİLİRİKLER

I

Betonun hüznünden doğdum
suyun isyanından
güneşin kırılganlığına dokunup
geliyorum.

Sana söz yakışır, ağzını hazırla.

Kırık bir şehir hikâyesinden doğdum,
kırk meseleden
bardaklar ve demli çaylara dokunup
geliyorum.

Sana söz yakışır, elma de.

Aslı ve Astar’ı olmayan bir hikâyeden doğdum,
karşı’lar ve balkonlardan
korna seslerine karışıp
geliyorum.

Sana söz yakışır, ağzını hazırla.

O eski hikâye bitti,
şaşkınlığımdan doğdum
denize düştüm
kuruyup geliyorum.

II

Aslında
hazin bir öyküdür bu
anlatmaya yakışmaz sesiniz
yanımdaki bütün sandalyeler boş,
alabilirsiniz.

Oturunuz.

…bolerokuşlarlaleliihvan
birden, gaseyan…gaseyan…gaseyan.

…sonra sarışın kadınlar esmer olup
balkonlara çıktılar
ben terk ettim beyaz çerçeveli bir fotoğrafı
ve dönmedim bir daha.

Resmim,
zayıf yüzlü, gülümsemeye yakın neredeyse
hastane penceresine dayalı
ahşap ve toz kokan bir gecede çekilmişti.

Gaseyan…
yıllar sonra kente çıktım
örümcek ağlarının, paslanmış kapıların ardından
kente çıktım,
yıllardır sallanan bir sandalyenin ardından
tozlar içinden,
uzaklara ve karalara yazıldığım mektuplardan
beyaz çerçeveli bir fotoğraftan,

gaseyan.

Burkuldum ve ağladım
kırmızı bir danstı her şey, oynadım.
tenim ve ellerim yoktu
kimse görmedi.

Kimse görmedi, saçlarım uzamadı yıllardır.


DERİN ZAMAN / Birhan Keskin

08/01/2010

DERİN ZAMAN

Ben senin sınırlı gövden ile
beni sonsuz sarmanı diledim.
Uykum seninle kışın kolları arasında
devrilerek dönerek tamamlansın,
içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
hatırlamak için
beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
durup yalvardım:
Beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
derin bir zaman istedim senden, ama
bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun
kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
içimde.

Ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında
de ki:
Ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz
taşlar üstünde sustuydum.

Birhan KESKİN


BA’ĞLAÇ / Hüseyin Cahit

05/01/2010

BA‘ğlaç


………………Birhan Keskin’e ‘Ba’ için remiks


Ben seninle uzun bir araf yaşadım,
O günden bir yağmur çiçeği, önümde duruyor.
Adını bilmiyordum sonra öğrendim.

Kuru nehir, kadim ağrı seyiriyor arada,
Tel tel çözülüyor içimdeki pamuk.
Poplinlere sar beni, pazenlere!

Duran bir şey var bende, ağaç gibi.
Aşk ayaklandırmıştı bir kere…
Narın içinde canım niye kanıyor?

Kış odasında camda buğu şimdi nefesim,
Balı içinde kurumuş bir heves gibi
Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.

Puslu ve sarı bir çin sabahı gibiyim bazen
Savanda, sararmış kuru otlar arasında
Kanatlarım çok oldu üşüyor benim.

Dünyanın bir yerinde, burada
Bir kadın, benden biraz küçük,
Üstümdeki sessiz örtüye yağıyor.

Sana vardığımda ağlamam bundan,
O en “bir” ve “tam” olana yürümek.
Yetmez mi ikimize bir sağanak.

Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
Bir küçük iyiliktir aşk
Kesitinde kristal bir ışık ağlasın, bırak.

Issızlık bilgisiyim ben, sessizlik bilgisi
Bu narı daha fazla taşıyamam
Bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

Seni kırdığım yerden beni de kırdılar
Yol uzun, güzergâh zorlu, ne demeliyim?
İnsan olan yerlerim çok ağrıyor.

Hüseyin Cahit


AYRILIK / Birhan Keskin

30/12/2009

AYRILIK

kaç gecenin çölüdür bu ayrılık
kaç şiirin dölüdür üstüme
örttüğün bu ince sessizlik
kalbim alış artık, kır kendini
kendi duvarında, sesini
kendi duvarına haykır.

tesadüfen birbirine rastlamış
başka başka aşklarsızın siz artık
geceyle gündüz gibi birbirine
ayrılmış. O ki rüzgar, bir zaman
senin çölünde kumlar uçurmuş,
o ki gece ve esmer, görmüyor
sahrayı, sesi içinde karışmış.

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrını deneyen taş,
kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
kül koy şimdi yanına korunun
seni kavuran onu da yakmasın.
aşkla besle kendini, gül yetiştir,
sardunya çoğalt.
ki, sen aşktan ve ayrılıktan
başka ne anlıyorsun.

Birhan KESKİN