EFLATUN GÖRÜNTÜLER / Engin Turgut

11/03/2010

EFLATUN GÖRÜNTÜLER

1-

İçinde kelebeklerin ve şarabi kedilerin
dolaştığı melek yağmuru bir şehir olmalı
rüyandaki…

Uykusunda üzerine kirazlar dökülen
kristal bir bahçenin gülümsemesi olmalı
bakışlarındaki…

Herkese yanmayan bir lambanın kederi
alacakaranlığın mırıltısına karışır
başkasındaki…

Ah ne yapsam ruhu doymuyor rüzgarın
aşk ve nehir söz dinlemiyor, eflatun bir ıslık
ağzındaki…

2-

Arkadaşlığın kumsalına indim de ağzı
süt kokan bir parıltıyla buluştum
eflatun bir buğu damlıyordu alnımıza
bembeyaz omzunun gölgesinde serinledim
sepetimizde kırmızı şarap ve yakamoz
ve dal gibi gövdemizden sızıyordu denizin sesi
tülden perdesini araladık düşlerimizin
arsız ay ışığı bırakmadı peşimizi
sıcacık mavi bir çukur inliyordu arzudan
seni oracıkta öpüp pınarından içtim
ikimize de gülümsüyordu bitki ve böcekler

İştahla kımıldıyordu gökyüzü…

3-

Seni görememek korkusu
eflatun bir melek biriktiriyor uykumda
o muhteşem kalbin sanki yeni bir uygarlığın sevinci
ve senin şu çok bakımlı bakire ruhun
o mavi sesin, acılara direnen ruhun
sanki gülümseyen bir aşkın dirilişi
masalların var çünkü senin el değmemiş
hiç kullanılmamış şarkıların, tütsülerin var
Sevgilim hadi bana deniz taklidi yap
köpüğüne yaslanıp mavi düşlerinde kaybolmalıyım…

4-

Bir ağaç yanlış tutuyordu bir çiçeği
Gecenin morunu şaraba kattım, sana geldim
Gözbebeklerinde binlerce eylül ve ışık damlası
Ruhuna kadar isyan ve ince bir okşayışın yaratıcı eli
Kendini sıcacık tutabilen sessiz bir ilahe olmalısın
Ruhumun vicdanıyla hep acemi kaldım sana
Eflatun bir kıpırtıydı öteki yarım…

5-

Nerenden yanıyorsan en çok orayı anlat
ve bir mor daha düşür ve bir bulut daha
göğün asma bahçelerinden gelmedin mi
küçük kelimeler meleği beklemeyi bilir
ve bahar damlar ruhundaki kumsaldan
kristal tenindeki koku ormanını salar üzerime
ve billur gibi akar yazlardan yaptığımız bu aşk
senin kardelen çocuğun olurum
mis gibi bir rüyanın eflatun gecesi
ve gecelerin sana sokulgan kedisi olurum
uslanmayan bir aşkın dumanıyla
zıplarım o fazla beyaz gövdenin parkında…

Engin Turgut

Reklamlar

KÜÇÜK ŞEYLER / Engin Turgut

07/02/2010

Engin Turgut


KÜÇÜK ŞEYLER

annemim kalbinde yazdım
ben ne yazlara daldım
rüyadan dışarı çıkamam
yokluğunuza lambaydım…

zavallı akıl, çam devir
konu komşu şaşırsın
iki evham birbirine baktı
bir sır söyle bulutlara karışsın…

boşluğun ipeği yırtıldı
rüzgar kapıya dayandı
kaç bahçe çıkar bir kuştan
yağmurunuz bende kaldı…

şehir aç, kelimeler uykusuz
senin huyun başka, dumanın sonsuz
aşkla bir sisle girilir ancak
beyaz bir oyun bu dalgın ve korkusuz…

ağacın da bir ruhu var, yıldızların hayatı
anlamın ömrü boğuk ve hep yaralı
kaçıncı takla bu, hayat neyin nuru
şuramda kül rengi bir yumru…

toparlanın ey küçük şeyler
meleklerin gölgesinde buluşalım
hiçbir şey sahici değil
mağrur bir acıda yıkanalım…


ÜZGÜN KEDİLER GAZELİ / Engin Turgut

07/01/2010

ÜZGÜN KEDİLER GAZELİ


……………–Bu gazeli yerime yazan sevgili kardeşim Engin Turgut’a–
……………………………………………………………….Haydar Ergülen


Hüznün tüyleri dökülür, lirik bakar kedilerin camdan gözleri
Çocukluğumun kelimeleriyle şımartsam da gurbet gibi bakarlar

Kedilerde gördüğüm keder üşümüş sokaklar ve akşam kokuyor
Peşime takılır tenha bir şiirden atılmış masum yazlar ikindisi

Güz yüzlü bir kediniz olsun boşluğunuza tutunan, kalbinize taşınan
Odalar birbirinin rüyasına karışsın, gülümsesin saflığın elleri

Kediler kasabasında çözülür yalnızlığın masaldan ipleri
Kardeşliğin cömert bahçesinden pınar olur dostun gönlüne akarız

Bir zarf gibi yırtılmasın kalbimiz, çıkarın beni mektubun içinden
Kedilerin düşleriyle yıkansın şu yaralı ruhumdaki sessiz mavi

Kayıp hatıralar gölgesinden dile sığmayan bir hakikat geçiyor
Başkalarının kedileri de komşum olur, gözlerimizle mırıldanırız

Kedim kendisini evin uysal şiiri sanıyor, şiirin aklı kısa tırnakları uzun
Kedim kendisini bilge sanıyor sokakların ve aşkın ısrarla özlediği

Mevsimlerin kumunu karıştırma, içinden sabah sesli bir kedi çıkar
Kediler kadar yalnızım mor düşlerimden kuşlu parklar havalanır

Hayallerimin toprağını eşele, ahşap kalbimi tırmala, kımıldasın her şey
Çünkü bir kedi kadar gövdesi var kırılmış ve yorgun heveslerin

Kedi mağrur, şehir zalim, nar küskün, kâğıt paslı, hayat maskara olmuş
Bu yüzden mi şiirin üzerine kül yağdırıyorlar, hızla eskiyor kelimeler

Evler kedisiz yetim, sokaklar kedisiz üvey sayılır, ben budalasıyım aşkın
Beni de boynu ıssız kedilerden sayın, nasılsa ağzım var dilim yok

Kedilerimin kardeşiyim, inceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim
Beni turnasız türkülerin beni solgun bir kedinin kalbinde unuttular

Engin TURGUT


BAHAR HANIM / Engin Turgut

03/01/2010

BAHAR HANIM

Engin Turgut

“caz ve kadın” resim sergisi, 8-24 ocak 2010 “Cemal Süreya’nın anısına”


ESRİK / Engin Turgut

17/12/2009

ESRİK’ten

GECE VE PLATH

Seni düşündüğüm zaman içimdeki iyilik bahçesi gülümsüyor ve koyu bir isyan çörekleniyor içime. Kalbimi acıtan bir hüzne söz geçiremiyorum. Durmadan üşüyen bir gece oluyorum ve adını her gün iştahla mırıldanıyorum. Kendi boşluğundan korkan derin bir yara tam şurama saplanıyor. Göğe bakıyorum, hangi kuş senden bana bir haber getirecek diye durmadan göğe bakıyorum. Sana acıkmış düşlerim gözlerindeki ışığa karışıyor. Çünkü bu aşkın kamaşan rüyası camdandır, iyi bakmazsak kırılır. Sonra, Sylvia Plath gelir, “dün bir neşelendim, sonra bulutlandı.” der ve “her şey kısırlaştı, dünyanın külünün bir parçasıyım.” diye devam ederse bu aşk, plath diye yere çakılabilir. Seni düşündüğüm zaman suskun bir dize oluyorum. Damarlarımdan bir kasırga akıyor, seni anlatan şarkılardan kaçsam da bir filmin içinde kayboluyorum. Doğaya saygı duruşunda bulunuyorum, sana giden bir yol var biliyorum da yolcu olmanın acısını duyuyorum, işte o anda uçurumlar boşanıyor gözlerimden. Gönlüm yağmurdan geçilmiyor, seni sevdiğim zaman hiç kullanılmamış düşlerimle sevişiyorum, bir otobüsün ardından bakakalıyorum, beni sana götürsün diye tanrıya yalvarıyorum. Ah, sulara karışsam da bu kadar yanmasam diyorum.


MOR VE KEDİ

Seni düşündüğüm zaman yurtiçi kargo, lunapark falan olasım geliyor, kuş ve mektup olasım, hatta ölesim geliyor. Bana hep mor bir renk kalıyor senden, seni özlediğim zaman deniz kokusu geliyor burnuma, bir masal gemisi oluyorum, uzaklarda üzgün bir denizkızı buğusu genzimi yakıyor. Seni sevdiğim zaman kalbimde bir kedi tırmığı, ruhumda genç bir yaranın çığlığı kanıyor. Başım dönüyor kutsal derinliğinden, seviniyor insan yanım. Seni düşündüğüm zaman çok sisli bir İstanbul gecesi oluyorum, mimoza yüzlü, esrik bir çocuk oluyorum. Seni düşündüğüm zaman dans ediyorum o çılgın ve sadece kendine ait olan sıcacık düşlerinle. Seni özlediğim zaman aşka doğru yolculuk yapan bütün insanları kıskanıyorum, seni özlediğim zaman son kuşlar çarsında çırpınan bir muhabbet kuşu oluyorum, bir şiirin içinde taklalar atmak istiyor canım, terzi olup kalbimi kalbine bir nakış gibi işlemek ve hep orada kalmak istiyorum. Seni sevdiğim zaman bütün canlılarla akraba oluyorum. Ruhum kir ve pas tutmuyor seni sevdiğim zaman. Seni sevdiğim zaman içim ısınıyor, aşk denizinde bir damla olabilmek bile yetiyor bana.


DENİZ VE MARTI

Seni düşündüğüm zaman şefkat ve gönül pencerem ardına kadar açılıyor, hesapsız ve kitapsız bir sevgiyle saçlarına dokunasım, saatlerce yüzüne bakasım geliyor. Seni düşündüğüm zaman, düşünmenin ve sana yazmanın onurunu duyuyorum ta içimde. Senin dışında kimsenin olamayacak kadar özlüyorum seni. Seni özlediğim zaman şiir bana teselli olmuyor, hemen yanında olmak istiyor ama ne yazık ki can çekişen bir hevesle birlikte sana doğru koşamamanın o derin trajedisi bırakmıyor peşimi. Seni özlediğim zaman şuramda dinmeyen bir ağrı canımı yakıyor. Senin olmadığın yerde durmadan üşümenin acısını bilir misin bilmem ama seni sevdiğim zaman anadan doğma bir sevinç akıyor parmaklarımdan. Seni sevdiğim zaman kalbimin içinden binlerce masum masallar akıyor. Seni düşündüğüm zaman bir kuğunun boynuna şiir yazasım geliyor, bir göl oluyorum, orada yalnızca sen yüzesin diye bir nilüfer çiçeği oluyorum. Sana sürgün yaşamak ne acı bir şey. Yanında olsaydım sevincin yurduna taşınırdık birlikte. Seni düşündüğüm zaman bir vapurun güvertesi geliyor aklıma ve yanı başımda benimle birlikte üşüyen bir martıyla yarenlik ediyorum. Birlikte simit yiyor, çay içiyoruz. Seni özlediğim zaman vapur olmak, sana gitmek geliyor da içimden birden kendi adasına mıhlanmış bir iskele gibi acıyor canım. O iskele bir iskelet oluyor birden! Seni özlediğim zaman şurama park eden yaşama sevinci hep orda dursun istiyorum. Seni özlediğim zaman özlemenin sonu olmadığını anlıyor, daha çok özlüyorum seni. Seni sevdiğim zaman yirmi dört saat yalnızca sana açık olan yaşsız kalbime şükrediyorum ve kalbim daha çok yaşasın diye ısrarla sadece sana çalışkan gönlümü diri tutmaya çalışıyorum.

ÇİÇEK VE KUŞ

Seni düşündüğüm zaman eski zamanların tortusu çöküyor üzerime, o deniz gibi bakan gözlerindeki davet, heves ve arzu, sarışın bir tay gibi yüzümü yalıyor. O incecik beline sarılasım geliyor da bir şelale olup en kuytu yerlerine dökülüyorum. Aşk yoksa geçen günlerin hepsi ziyan. Aşk yoksa elini kalbine götürüp ağlayamazsın. Seni düşündüğüm zaman gurur denilen o gizli maske yere düşüyor. Seni özlediğim zaman doğayı dansa kaldırmak istiyor canım ve her şey yeniden yenileniyor. Seni özlediğim zaman özlemek soluk alıp veriyor, bir kahve kokusu geliyor burnuma. Üşüyen ruhlarımız ısınıyor. Kahvenin kokusundan mı yoksa şefkatli bir gülüşten mi bilemiyorum ama seni sevdiğim zaman gezegenin oluyorum, uydun oluyorum, bir hipnotizma olmalı bu. Sadece sana çeviriyorum yüzümü. Gözümü alıyor ışığın seni aşkla sevdiğim zaman. Seni düşündüğüm zaman, uzun sahil yürüyüşleri arzusu ve kumsalda ateş yakmak duygusu kaplıyor içimi. Ruh sokağım ardına kadar açık seni düşündüğüm zaman. Elimdeki çiçek gül ağacına dönüşüyor seni özlediğim zaman. Seni özlediğim zaman iyilik ve sevgi kokan kelimelerin merhametine sığınıyorum. Ruhuma üzüm yüzlü kuşlar dadanıyor.

NEY VE MEY

Seni sevdiğim zaman kuşlar katına taşınıyorum. Seni sevdiğim zaman, kanatlarını çırp mavi bir aşka doğru, yani sana gülümseyen kalbime doğru uçmaya başla. Seni sevdiğim zaman her şeye açık bir kalple bakıyorum da şımarıyor engin yanım. Seni düşündüğüm zaman, şiirden ve aşktan efkâr yapıyorum, içimdeki hoşgörü denizi gönlüme sığmıyor. Şair notaları yontsun, müzisyen kelimelerin belini büksün, ressam senin gözlerinle de baksın isterim hayata. Seni düşündüğüm zaman, sana çiçek yerine bahçe vermek geçiyor içimden. Seni sevdiğim zaman bir yaz kokusu ısırıyor ensemden. Pas tutmuyor rüyalarım ve evcil bir kedi tırmalıyor yüzümü ve bütün bedenim gülümsüyor sıcaklığından. Bakmasını bilene şiir biraz da senin gözlerindir. Seni düşündüğüm zaman divane makamından geçiyorum. Mey ile ney arasında mest oluyorum. Seni özlediğim zaman Lermontov okuyor, sana küstüğüm zaman Anna Ahmatova’nın kucağına düşüyorum. Yani, durmadan şiire sığınıyorum ve okuduğum her şiir seni bana hatırlattığı için kahrolup duruyorum. Bu söz dinlemeyen kalbim nasıl da üzgün. Seni sevdiğim zaman kalbim hızla çarpıyor, o kadar çok üşüyorum ki senden başka hiçbir ateş ısıtamaz beni. Sen yoksan bütün şarkılar katran, bütün şiirler kasvetli geliyor bana.

Engin TURGUT


S’İmge : BABA

10/12/2009

S’İmge : BABA Sayımızda Türk ve Dünya Edebiyatından Seçilmiş 17 Düzyazı ve 60 Şiir yer alıyor.

NÂZIM HİKMET

(1902 – 1963)

* * *

Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
“Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömrümden geçen yıllar…”

Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…

NECİP FAZIL KISAKÜREK

(1905 – 1983)

BABADAN OĞULA

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attâya gitti.

Uzar gider bu attâ;
Ve neler neler olmaz!
Ve kimbilir ve hattâ;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…

AZİZ NESİN

(1915-1995)

BABAM

Dünyaların en iyi babası benim babamdır
Düşmandır düşüncelerimiz
Dosttur ellerimiz
Dünyada tek elini öptüğüm
Babamdır
Kırkını geçtin adam olmadın der
Başım önümde dinlerim
Önünde tek baş eğdiğim babamdır
Sabahlara dek Kuran okur
Anamın ruhuna
İnanır ona kavuşacağına
Bana gâvur der
Diş bilemeden
Dünyada tek bağışladığı ben
Tek bağışladığım odur
Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma
Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden
Çocuklar ortada kalacak
Ölemez kahrımdan benim
Yaşamak zorunda benim yüzümden
Gözlerindeki ateş bakışlarında söner
Tuttuğun altın olsun der
Çocukluğumu tek anlayan odur
Dünyaların en iyi babası benim babamdır

CAN YÜCEL

(1926-1999)

HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla –ha düştü ha düşecek–
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici –hep, hepp acele işi!–
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş çağ’rırlar İstanbul’a
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben çok babamı sevdim.

CEMAL SÜREYA

(1931 – 1990)

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

ABDÜLKADİR BULUT

(1943 – 1985)

OĞLUNUN MEZARINA DUT DİKEN
BABA İÇİN ŞİİR

Bir günün yolunda bir baba
Civanından bir dut fidanı elinde
Ve sarılı bir yumruk gibi kökü
Tütün sarısı gövdesinin dibinde

Vurulmuş oğlunun mezarına dikecek
Belli ki tütün sarısı o dut fidanını
Düşünerek annesinin sandığa koyduğu
Kanlı ipekten gömleğini

Beyaz bir küpedir her dut çiçeği
Daima sonsuz bir geleceği süsler
Siz de mi geleceği süslersiniz yoksa
Ey sarı gövdeli şiirler

Bir günün yolunda bir baba
Civanından bir dut fidanı elinde
Ve sarılı bir yumruk gibi kökü
Tütün sarısı gövdesinin dibinde

MEHMET TANER

(1946)

KURU AYAZA BIRAKTIN BENİ

Beyaz çarşafların üzerinde,
Sağıma dönemez’im.
Soluma dönemez’im.

Münker duvar,
Nekir pencere.
Dilim, cenin dili.

Rahim’den aldın,
İnce yağan kar altında
Kuru ağaca döndürdün
Kuru ayaza bıraktın beni.

Takık dişlerimi aldın
Beyaz bıyığımı incelttin
Kara boşluğa yumdun ağzımı,
Kımıldayan er kolumu
Demirlere bağladın.

Tüm Kitap, çekildi hücrelerimden.
Cümle kılcal zaman, iplik gibi çekildi.
Doksan dokuz adın, döküldü sofradan bir bir.
Kaldın usumda, savrulan bir edat gibi ey nehir.

SİNA AKYOL

(1950)

BABAM İÇİN…

Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!
Rüzgâr narin! Hayat ince!

Zamanın rengi
Kıvamına erince,

Sofraya ardıç
Dalı değerdi.

Sen, olgun kavun!
Ben, delikanlı peynir!

Hemhal olur söyleşirdik.
Genç babam, gencecik babam.

HAYDAR ERGÜLEN

(1956)

KARDEŞLİK

Babam bir pazar günüydü eskiden, yağmur
yağar, evin büyük oğlu olurdu birden, ben
evini kaybetmiş oğul olurdum ona, sorardım
ona hemen: Baba hangimizin oğlusun sen?
Kardeş olurduk hemen ev büyürdü ikimizden
yok olurdu oğulda yer bulamayan babanın suçu,
yağmur çocukluğun çatısından gidince anlaşılır yokluğu
Şimdi bir başına kalan ev gibiyim gibiysem
bir başka yetim olan şiirin suçu yok bunda
ev neyse şiir odur, babadır neyse oğul da!
Kelimelerin değil seslerimizin ilk yağmurunda
ahmakıslatan sırılsıklam benzettiğinde birbirimize
unuttum bizi, bir suçu sessizce paylaşırken de
unuttuğum sırdı bu: Kardeştir babayla oğul!
Kardeştir yetimle şiir! İnsan yarısında baba,
yarısında oğul olur hayata, suç ve ceza, sus ve…
Dinle ve sus: Bir şiir suçluysa yalnızca susulur!
Mustafa Irgat ölür, eski yetim olur, kimsesiz
kelimelerden meleği bir daha geçmez olur…
Baba ölür, kardeşliği yetim bırakır oğuldan önce,

Bütün yetimler ayağa kalksın, eski yetim şiir de!

ENGİN TURGUT

(1957)

BABAM

umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
bir İstanbul çelebisi, sanki beyaz bir kuş
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen bir sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Atatürk’ün sesini duyduğunda ağlayan adam
ne savaşlar görmüş de yenilmemiş
çekingen bir solgunluk, efendi bir güneş
mis gibi bir Türkçe, yürüyüşü ışıktan
yarasını gizleyen, alınyazısı güzel adam
erken büyümüş, vefa dolu, cesur adam
annemin en yakın evladiyelik arkadaşı
asidir, yorgundur, asabidir, burnunun dikidir
son şehir, son istasyon, son bahar, son çocuk
düzgün ceket, ütülü kravat, kırışsız pantolon
avare olmamıştır hiç, dalavere nedir bilmez
iki yakası bir araya gelmeyen memur adam
aydınlığın özkardeşi, barış şarkısı bir adam

Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi adam!..

MÜJDE BİLİR

(1964)

RESİMLER

Babasız evlerin çatısı, akar.

İnsan üşür, ıslak bir anıdan.

Bahçedeki sardunyalar boğulur.

Anneler yağmur biriktirir kızlarına.
Yumuşacık olsun, saçlarına

ağbilerin hırçın eli dolanmasın.

Ağbilerin aklı uzar.
Büyür gözlerinde hayat.
Söz bitmesin, diye
konuşmaz.

Hangi evin babası bir ağbi olsa
yutkunur ev; hüzün kokar.

İyi kalbinde annelerin
çürür neşeli çocuklar.

ALTAY ÖKTEM

(1964)

TEŞEKKÜR EDERİM BABA

teşekkür ederim baba, kırılgan bir yaz
tozlu urbalar, gri bulutlar bıraktın bana
taş duvarlar bıraktın, birkaç metre telörgü
gözaltları kırışmış mor bir kelebek
bıraktın. uçmak adına

teşekkür ederim baba

kapıları zorluyor karanlık bir gelecek
taşlar yakıştırıyor başımıza çürük hurma dalından
suçlu bir peygamber çiçeği gibi uzatıyor boynunu
rengini kaybeden gece

teşekkür ederim baba. sevişirken bile
bir ilkokul sessizliği yerleşiyor tenime
çok kapalı adamlar, inan ki korkuyorum
giriyorlar duvardaki yaşlanmış che
posterinden içeriye

sanki anlamsız bir savaşın
tarihini şaşırmışım gibi
tek ayak üstünde duruyorum caddede
kulağımı çekiyor sanki bir kaybolmuşluk duygusu
bakıyorum ormanlar kuruyor, gülüşler çürüyor
saçlarım dökülüyor aşklarımın üstüne

yenildim. korkmuyorum bunu söylerken
korkmak eski bir yalanı yeniden yeşertmektir
hayatın uçuruma en yakın kıyısında

diğer kadınlar bilir: aşk uslanmamaktır bir bakıma
hayat da

teşekkür ederim baba


GÖZLERİN / Engin Turgut

14/11/2009

uluada70_gozler_1252311355

GÖZLERİNİZ

Sesinizde şarabi bir yara var, uzaklığınızdan başım
dönüyor, uzaklığınızdan yaptım bu aşkı, lekesiz bir
kamaşma olmalısınız, ay ışığı sizden çok çekti, ruhunuzu
flütün dumanıyla mı yıkadınız, mavi dansların ateşli
fosforuyla mı aydınlandınız, ah, belki bana da turkuvaz
bir yaz geçer sihirli gözlerinizden!

Sanki çöl idim siz beni nehir yaptınız, içimdeki ıssızlığın
yüzünü güldürdünüz, ruhumdaki gemiler karaya
otururdu eskiden, hüzünlü bir elmaydım eskiden, şimdi
süt akıyor incecik ellerimden, özlemenin dayanılmaz
bir şarkısı vardır ya; işte oramdan kanıyorum, lirik yanım
sızlıyor, bozkır yanım üşüyor, kızılderili, ay ışığı sevgilim,
bıraksam yıllarca ateşimin üzerinde uyuyacaksınız,
kalbimde incelikler sarhoşluğu, sarı güller düşüyor
o masal gözlerinizden!

Gece ve sis içinde yürüyor yüzünüzdeki derenin şıkırtısı,
hüzün dünkü çocuk kalır yanınızda, gözlerinizde
yakamoz vakti ve ay sessizliği, kalbi acıkmış gece
fenerimsiniz, ah benim kanımı ısıtan zalim efendim,
içimdeki karları erittiniz, ağzınızın pınarıyla
susuzluğumu dindirdiniz, evcil bir yağmur meleği
olmalısınız, narın komşusu incir hanım olmalısınız,
bakın güneşiniz bir şarap gibi üzerime dökülüyor,
vazgeçemiyorum bir bahçe kadar derin bakan
gözlerinizden!

Sizden yaza çakılır, sahile inilir, sahilimiz aşk görsün de
büyüsün, şehir maskesini düşürsün de kurtulsun şu
yabancının dilinden, kalbi temiz kelimeler seçiyorum
sizdeki bulutsu anılarımı incitmemek için, bütün
hücrelerimi açık bırakıyorum, beyaz düşlerinize
sarılıyorum, şövalyeniz oluyorum, sizi üzebilecek
her geceyi kılıçtan geçirmek istiyorum, içinizdeki ay
batmasın diye kendimi her gün size yeniden
doğuruyorum, ışığı baştan çıkarıyor gözleriniz, şebboy
çocuğum beni gurbetinize kilitleyin, ah sıcacık bir ada
sıcacık bir gökyüzü geçiyor gözlerinizden!

Yüzünüzde kuğulu bir göl dalgınlığı, nefesimi kesen
güz makası olmalı tenhalarınız, beni kederimden okşar-
mısınız mor yanımdan, benimle eğleniyor ruhumun acısı,
kuşlarınız gölgemi gagalıyor, zalimce susuyor göğün
çamuruna batmış meleğiniz, ah ılık kadın, uzun kirpik,
hıçkıran rüzgârımsınız, erguvan ağrısı incecik ve ıslak
şiirlerimsiniz, uzaklığınız uzaklığıma değiyor, tutup
öpesim geliyor o masum düş deryası gözlerinizden!

Engin TURGUT