HAZİRAN / İlhan Berk

23/03/2010

HAZİRAN


………………My love is like a red, red rose (e.e.cummings)

Kırmızı kırmızı bir güldür aşkım
İnce yüzünüzde. Kırmızı. Korkunç.

Kor sevişmemizden deli bir yalım
Koyuna sevdanın. Kırmızı. Korkunç.

Karanlık, büyür büyür benim aşkım
Gecenizde sizin. Kırmızı. Korkunç.

Vücudunuza, ağzınıza iner
Gezer etinizi. Kırmızı. Korkunç.

Kalır bir gün bir krallık olduğu
Güzelliğinizin. Kırmızı. Korkunç.

İlhan Berk

Reklamlar

SENİN AŞKIN KIRMIZI MIDIR / İlhan Berk

14/03/2010

SENİN AŞKIN KIRMIZI MIDIR


Senin aşkın kırmızı mıdır
(Aşk, o duvar saatı)
Yeniden derinden anladım artık
Senin aşkın kırmızı

Senin yüzün gece midir
(Yüzün, o küçük su yolları)
Bütün renkler ezberimde de söylüyorum
Senin yüzün gece

Senin sesin akşamüstleri mi
(Sesin, o deniz kıyısı)
Bütün sesleri yaşadım da biliyorum
Senin sesin akşamüstleri

Senin gözlerin Göl Saatleri mi
Gözlerin o Dünyanın En Güzel Arabistanı
Bütün kitap adlarını düşündüm
Senin gözlerin Göl Saatleri

İlhan Berk


BİR ORMAN / İlhan BERK

01/03/2010

BİR ORMAN

Hanginiz aklınıza getirdiniz
Benim bir gün insanlığımı
Bitkilere hayvanlara kadar
Bir gün tutup genişleteceğimi
Bütün bu dünyaya saracağımı sonra da

Şu esen rüzgâra bıraktım işte
Yaşayan duyan her şeyimi
Onların hesabına yaşayacaklar bundan sonra
Ellerime saçlarıma kadar
Her şeyim dünyada

İlk defa bu kadar iyi farkediyorum
Bu yüreği param parça uçan kuş
Bu çamur gibi gökyüzü
Bu deniz, bu garip karınca
Cihanda ümit ölmez deyip yaşamışlar

Her şey bir başına yaşamış bundan önce
Toprakta bir başına yürümüş kökler
Gecenin içinde bir başına uzamış ovalar
Yalnızlıklarını duyurmayacağım bundan böyle
Bir daha hiçbirine

Yeni yeni anlıyorum
Her şey şu gecelerin içinde oluyor
Aydınlığa her şey hazır çıkıyor
Su geceleyin yürüyor dikkat ettim
Geceleyin biz uyurken ağaçlara

Hiç unutmam bir gün geç vakit
Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
Büyüme saati bir ormanın
Şöyle iyice dinlesem sanırım artık
Bütün ormanları büyürken duyarım

Beni beklemişler kardeşçiğim
Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü
Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini
Bir kere girdikten sonra şiirlerime
Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini

İlhan BERK


S’imge : GÜZELLİK

01/02/2010

S’imge GÜZELLİK Sayımızda Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 21 düzyazı ve 32 şiir yer alıyor.

Ahmet Muhip Dıranas

SEN VE GÖKYÜZÜ

Bir güzelim sensin, bir de gökyüzü.
Gerisi denizler ötesi, hepsi.
Gökyüzüm gündüzüyle, gecesiyle,
Sen güzelim aşkıyle, neşesiyle
Uyumlu, esgin, elele, ikiniz,
Mutlarla bezer, gönendirirsiniz
Ömrümü, kıyısında bir akşamın.
Bu kutlu anlarında yaşamanın
Solumayı bile unutuyorum;
Sanki ölümsüzlüğü tutuyorum!
Ya o gökyüzü; öylesine mavi
Üstümüzde, öylesine ebedi
O gökyüzü ve öylesine gerçek;
Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.

İlhan Berk


BEN SENİN KRALLIĞIN ÜLKENE YETİŞTİM

Ben senin krallığın ülkene yetiştim
Kaldım gölge tanımayan güzelliğinle.
Her sabah büyüten denizimizi böyle
Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.

Sen o çıktığım sularsın, zencim benim.
Denize bakan evler gibiydim seninle.
Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle.
Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara
Güzelliğin balıkları gibi İstanbulun.

Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
Yankımış denizlere öbür kadınlara
Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış..

Cemal Süreya

YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ

Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan

Ümit Yaşar

GÜZELDİNİZ

Bir zamanlar sizi de sevmiştik hatırlar mısınız
Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz
Her gece ayla beraber çıkardınız gökyüzüne
Gün olur güneşler doğardı aydınlığınızdan
Gözlerinizin şavkı vururdu duvarlara
Gün olur dağ rüzgarıyla gelirdiniz
İnsanı büyüleyen bir havanız vardı
Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz.

Tutunca avuçlarımızda eriyecek sanırdık elleriniz
Öyle beyazdılar, inceydiler anlatılmaz
Ya dudaklarınız yaban eriği kokulu
İnsanı deli divane eden dudaklarınız
Hiç öpmemiştik ama bilirdik tadını öpmüşçesine
Zekiydiniz aklımızdan geçenleri bilirdiniz
Bir tanrı yüreğiyle severdik sizi
Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz.

Nereye gitsek sizi bulurduk karşımızda
Yürüsek gölgemizdiniz uyusak düşümüzdünüz
Kır çiçekleri açardı bastığınız yerde
‹yot kokuları gelirdi uzak denizlerden
Gözlerinize gemilerin biri gelir biri giderdi
Yosun yeşili elbiseler giyerdiniz
Bilseniz nasıl da yaraşırdı size.

Şimdi ne desek faydasız yoksunuz
Bir karanlıktır bıraktınız arkanızda
Yüzünüzü görmek mümkün değil artık
Kulaklarımızda yalnız aksi kaldı gülüşlerinizin
Hani yokluğunuz bu kadar uzun sürmeyecekti
Hani giderken gelirim demiştiniz
Vefasızlık bile yakıştı size
Güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz…

Özdemir Asaf

AAAAA

Senin birinci mutluluğun güzellik.
Senin ikinci mutluluğun güzellik.
Senin üçüncü mutluluğun güzellik.
Senin dördüncü mutluluğunu özledik.

Yeter gözlere verdiğin anlamsız sevgi.
Ölümün kapısına yöneldik.

SAYGI

Sana güzel deyorlar;
Sakın olma.


BEYİT – MISRA ANTOLOJİSİ / İlhan Berk

15/01/2010

İlhan Berk, BAŞLANGIÇTAN  BUGÜNE  BEYİT-MISRA ANTOLOJİSİ’nin ilk basımında (1960) 13. yüzyıldan 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar şiirimizin yüzyıllarından seçtiği mısra ve beyitlere yer veriyor. Bu sayfamızdaki örnekleri 20. yüzyıldan derledik.


İnsanlar anlaşıldı, cihânın da sırrı yok
…….
Dünyada sevilmiş ve seven nâfile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.
…….
Öyle bir mûsikîyi örten ölüm
Bir tesellî bırakmaz insanda.     (Y.K.Beyatlı)
…….
Bir kuş düşünür bu bahçelerde
Altın tüyü sonbahara uygun.
……
Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil.
……
Melâli anlamayan nesle âşina değiliz.    (A.Hâşim)
……
Kimbilir nerdesiniz
Geçen dakikalarım.     (N.F.Kısakürek)
……
Ben güzel dersem güzelsin kadınım.
……
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla.
……
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir.   (A.M.Dıranas)
……
Saadet bir çimendir bastığın yerde biter
Yalnızlık gittiğin yoldan gelir.
……
Bir kız vardı yok gibi öyle güzel
……
Saksılarım var benim de
Saksılarım göğün maviliğinde.     (O.Rifat)
……
Ağlasam sesimi duyar mısınız
Mısralarımda.
……
Beni bu güzel havalar mahvetti.    (O.V.Kanık)
……
Sarışın buğdayı rüyalarımızın.
……
Sanki bir hâtıra serinliğinden.    (A.H.Tanpınar)
……
Ayrılıyorum ayrılıyorum ordayım.
……
Öyle kuvvetle hülya edeceğim ki
Artık burada olmayacağım.   (F.H.Dağlarca)
……
Güzelsin ya, ne olursan ol, girdin hikâyeme.
……
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız.
……
Çağınız başlıyor ey hatıralar.     (C.S.Tarancı)
……
Nerdeysen uzat ellerini
Başım dönüyor.
……
Eve dönen
Yıllardır yalnızlıktı benimle.   (N.Cumalı)
……
Yoktu seninle böyle gördüğüm
Ey gözüm.    (M.S.Sutüven)
……
Bir çeft güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil.    (M.C.Anday)
……
İçin dışın, boz elâ gümrah gözlerin
Güzeldi, yeniydi, İstanbul’luydu.
……
Yaşım mı? dün geceydi kimbilir.     (M.Eloğlu)
……
Uyanır senin sabahlı gecene yatardım.
……
En tatlı sevişlisi yaşamış kadınların
……
Senin bir yönün var orada durur yaşarım.    (T.Uyar)
……
Benim küçük eşkiyam, yavru ceylan.
……
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm.     (C.Külebi)
……
Ben bu gözlere Tokat’ta rastladımdı bir zaman.
……
Biliyor musun, az az yaşıyorsun içimde.   (E.Cansever)
……
Gelsem,
Siz yine orda mısınız?
……
Geç kaldım, kuyularda ışıdı su.     (B.Necatigil)
……
Uzatmış ay aydın karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu.
……
Bir senin gözlerin var zaten daha yok.    (C.Süreya)
……
Sırılsıklam bir gökyüzü çıktı ağlardan
Masmavi bütün balıkçılar.    (C.Yücel)
……
Daha çıplak daha saçlı Nevinler.    (S,Başçıllar)
……
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
Birinciliği beyaza verdiler.   (Ö.Asaf)
……
Ben beyazdım uyanıktım güzeldim.     (S.Birsel)
……
Akşam bir attır bütün ülkelerde
Serin, esmer bir attır.     (K.Özer)
……
Dün bazı sulara eğildim, bazı geyikler özledim.    (Ü.Tamer)
……
Bir karanfil mi ben alır size veririm.   (G.Akın)
……
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde.   (S.Karakoç)


S’imge : ZAMAN

01/01/2010

S’imge ZAMAN sayımızda Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 18 düzyazı ile 57 şiir yer alıyor.


AHMET HÂŞİM

(1884-1933)

MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…

Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…

ENİS BEHİÇ KORYÜREK

(1891 -1949)

HATIRA

Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar…
Zaman sanki bir rüzgâr
Ve bir su gibi aksın…

Sen gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın…

NECİP FAZIL KISAKÜREK

(1905 -1983)

GEÇEN DAKİKALARIM

Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım,
Kimbilir nerdesiniz?

Yıldızların, korkarım.
Düfltüğü yerdesiniz,
Geçen dakikalarım.

Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz,
Acaba tütsü yaksam?

Siz benim yüzümsünüz;
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?

Gitti bütün güzeller,
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.

Gün geldi, saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!..

ASAF HALET ÇELEBİ

(1907 -1958)

MISRI KADÎM

acaba ot gibi yerden mi bittim
acaba denizlerde mi şaşırdım
ve zamanı nasıl unutmaktayım

zaman unutulunca mısrı kadîm yaşanabiliyor
kendimi unutunca seni yaşıyorum
yaşamak
bu ânı yaşamaktır

ammon râ’ hotep
veya tafnit
kim olduğunu bilmek istemiyorum
yalnız etrafında nefes almalıyım

dut bu a’ru ünnek pahper
kama pet kama tâ
mısır metinlerinde okuduğum cümleler
seninle okuduklarımsa büsbütün başka şeylerdi

seninle bir bahçedeyiz geliyor bana
orada hem var hem yok gibiyim
daha doğrusu bütün bir bahçe oluyorum
insanlığımdan çıkarak
kama pet
kama tâ

ZİYA OSMAN SABA

(1910-1957)

ORDA DA GEÇİYOR GÜNLER

Orda da geçiyor günler…
Duyar gibiyim, orda da,
-Her an ömrüm tükenirken-
Orda belki bir adada
Geçiyor özlenen günler.
Geliyor ta uzaklardan,
O benim olan diyardan
Kulağıma kadar sesler,
Ve içimden diyorum ben,
Geçiyor ruha denk günler…
Bir titreyişle arada
Sesleniyor bir çıngırak.
Her ses uzak, uzak, uzak…
Her ses sanki bir gülüştür.
Her ses şarkı ve öpüştür…
Ah, şu ufkun arkasında.
Sonsuz bahar havasında,
İşitiyorum kuşların
Kuşların ötüştüğünü
İşitiyorum bir narın
Çatlayarak düştüğünü…
Orda da geçiyor günler.
Geçiyor beklenen günler,
Geçiyor gelmiyen günler…

CAHİT KÜLEBİ

(1917-1997)

KAYIP SEVDA

Bir yandan türkü söyler
Bir yandan yürür ağlayarak,
Sevdası rüzgâr gibi iter
Dere boyunca yalnayak.

Nilüferler gibi solgun Ophelia!
Yanaklarına yapışır saçları.
Açılır etekleri suyun yüzünde,
Seyrederdi söğüt ağaçları.

İnsan kalbi o zamanlar da vardı,
Daha küçüktü, daha kırmızıydı ama şimdikinden
Kopardılar kalbini Ophelia’nın
Nilüferler gibi sarardı.

Şimdi de kızlar sokaklarda,
Minnacık eller, ayaklar, saçlar.
Ama nerde onlar, nerde Ophelia
Nerde evvel zaman içindeki aşklar.

Sevdamız kayboldu zamanlarda.
Dişi ceylanla erkek ceylan
Ayrı yönlere koşar gider.
Bir sevişmek kaldı romanlarda.

İLHAN BERK

(1918 – 2008)

OTAĞ

Sevgilim, işte eylül
Ve işte senin usul usul seğiren yüzün.

Zaman ki sonsuzdur
Bitmemiş şiirler gibidir.

Bazı hüzünleri
Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.

Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(İsteğin bulanık kıyısında).

Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.


S’imge : TÜRKÇE

20/12/2009

S’imge: TÜRKÇE sayımızda seçilmiş 24 düzyazı ve 22 şiir yer alıyor.

ŞİİRİMİZDE TÜRKÇE

ZİYA GÖKALP

(1876 – 1924)

LİSAN

Güzel dil Türkçe bize.
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.

Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz;
Mânâsı anlaşılan
Lûgate atmadan göz.

Uydurma söz yapmayız,
Yapma yola sapmayız,
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız.

Açık sözle kalmalı,
Fikre ışık salmalı;
Müterâdif sözlerden
Türkçesini almalı.

Yeni sözler gerekse,
Bunda da uy herkese.
Halkın söz yaratmada
Yollarını benimse.

Yap yaşayan Türkçeden,
Kimseyi incitmeden.
İstanbul’un Türkçesi
Zevkini olsun yeden.

Arapçaya meyletme,
İran’a da hiç gitme;
Tecvîdi halktan öğren,
Fasîhlerden işitme.

Gayn’lı sözler emmeyiz,
Çocuk değil, memeyiz!
Birkaç dil yok Tûran’da,
Tek dilli bir kümeyiz.

Tûran’ın bir ili var
Ve yalnız bir dili var.
Başka dil var diyenin,
Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdânı bir;
Dîni bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisânı bir.

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

(1998 – 1973)

ANA DİLİ

Hangi sözlerle ninem gönlünü açmışsa bana,
Ben o sözlerle gönül vermedeyim sevgilime.
Sözlerim ninni kadar duygulu olmak yaraşır,
Bağlıdır çünkü dilim gönlüme, gönlüm dilime.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

(1914 – 2008)

TÜRKÇE KATINDA YAŞAMAK

Seslenir seni bana “sonsuz”
Der ki çoğal,
Der ki uzan mutluluğuna
Usun iyiliğin doğruluğun,
Bir bilinmeyenden bir bilinene dek
Türkçe, varolduğumuz.

Türkçe, nice desem seni,
Onca güzelim.
Görünmek derinleşmek,
Dolmak;
Seni düşünürüm düşünürüm, yarı karanlıklarda, dal,
Anlarım onca.

Bir bölü beş, bir bölü dokuz,
Bir bölü bin üç:
Ayrılık anlamların öylesine azar azar dağılır,
Ta doğudaki balık,
Duyar kokusunu
Ta batıdaki yoncanın.

Seslenir seni bana yakın uzak,
Yeryüzü mavisinden gökyüzü yeşiline,
Tutsak uluslar var ya geceler boyu
Onlar için
Yitik özgürlükler için,
Türkçe, haykırmak.

O süre yaradılış dar iken
Düz iken, yassı iken,
Daha’lar
Daha’lar
Daha’lar daha’lara karışmış,
Sınırsızlığın getirmiş yarınları.

Konuşamaz iken o yusyuvarlakta,
Diyemez iken,
Artısı eksisi almış götürmüş
Toprağın bitkilerden arta kalan sağlığını
Sıcak uzun,
Bir kişiler geleceğine.
Seslenir seni bana bir duru su
İçinde masallar uygarlıklar saklayan,
Eski ozanlar kazımış ilk yazıları ilk anıtlara,
Yankılanır
Alandan alana, uçsuz bucaksız,
Evren akınlarının uğultusu

Ama bağışla beni unutmuşum,
Yıldızını güneşini ayını, utanmadan.
Öyle köksüz günlerim gelmiş bozkır çadırlarından çırılçıplak,
Unutmuşum ana demesini bile,
Öykünmüşüm türküsünü ellerin,
Ağzıma bir kara düşmüş bağışla beni.

İşte andiçiyorum,
Bütün ölüler adına,
Bütün gençler, bütün doğacak çocuklar adına,
Varacağım deyişine gündüz gündüz,
Varacağım Tanrı’ya dek,
Soluğumda soluğun.

Seslenir seni bana “ova”m, “dağ”ım,
Nere gitsem bulur beni arınmış.
Bir çağ ki akar ötelere,
Bir ak… ki yüce atalar, bir al… ki ulu oğullar,
Türkçem, benim ses bayrağım.

İLHAN BERK

(1918 – 2008)

HARFLERLE SESLER

Şihabüddin Fazullah otuz iki harfle konuşmuştur ve tini yoktu. Harflere inanır, takke dikerek geçinirdi. İnsan yüzünde bütün harfleri gördüğü söylenir. Cavidan’a yazdığı Zeyl’de (ki bulunamamıştır), gökyüzüne A harfini biçmiştir. Suya : C (Su, Thales’lidir.); ölüme : U (Ölüm U’dur biraz, eski püskü bir akşamüstü biraz da.) Ateşe : Z.

Dünya harfti, suretlerdi. Sophokles gibi resim yapmasını bilmeyen Pythagoras da harfti, ağustosböceği de, Muhammed de harfti.

Muhammed (Muhammed’i biliyoruz, yirmi sekiz harfle konuşmuştur ve tini vardı ve de hiçbir kuş onun uçtuğu yere uçamamıştır.) kulağını seslere verdi. Yalnız onları dinledi. Sesti her şey. Sesti cennet, cehennem. Bir tavus kuşu sesti. Pirinç lapası Dağı’na mı gidiyordu atını oynatmaya Tu Fu, sesti. Bunun için tiniyle suretler arasında hep bir boşluk duymuştur. Bundan eli yazıya uzanmadı. Niçin uzansın? Dil, yalnızdır. Konuşmaz. Evren bizden daha konuşkandır, diyordu. Daha yapraklı. Güneş imgelerle konuşur. Gürültüyle çalışır bir ağaç. Gürültüyle, taş. Gece, gürültüyle iner. Sestir evren.

‘Alfabe tacirdir.’