RÜBAİLER / Mevlânã

26/03/2010

MEVLÂNÂ

(İran, 1207-1273)

RUBAİLER

O güneş kim ki senin gül yüzüne el atıyor?
Ne cesaretle sabâ kâkülünü okşar, öper?
Hocalık taslıyor amma bedenimde şu akıl,
Çıldırırdı yüzünü bir kere görseydi eğer !

Her günden daha fazla harabım bu gece;
Dursun da keder, sen bana çal neyle Rebab;
Çünkü yüz kerre namaz, rükû’dan iyidir.
Sevilen bir güzeli kendine etmek mihrâb.

Tek mi, çift mi oynadık dün gece Cânân ile
“Tek mi, çift mi elimde, bil” dedi hasnâ Melek;
Dedim ki: Sen ve ben an çift olmak, fakat,
Senden ayrı kalmak isterim her yerde tek !

Türkçesi: Hüseyin Rıfat Işıl


DÜŞÜN-POSTER: 5. MEVLÂNÂ

08/03/2010

DÜŞÜN-POSTER:  5. MEVLÂNÂ


GİTME BENSİZ / Mevlânâ

06/03/2010

MEVLÂNÂ

(İran, 1207-1273)

GİTME BENSİZ

Ne de hoş salına salına gidişin ey canların canı!
Ey canlara can olan sevgili gitme bensiz!

Gülbahçesine gitme bensiz, ey dostların canı !
Ey ay, bensiz parlama; ey gök, dönme bensiz!
Bensiz kalma ey yeryüzü, ey zaman geçme bensiz!
Bu dünya da seninle hoş, o dünya da seninle hoş!
Bu dünyada bensiz olma, o dünyaya gitme bensiz!
Senin ışıklı yüzünle parıldar geceleyin ay,
Geceyim ben, ayım sensin, gökyüzüne bensiz doğma.
Diken, güle sığınır da kurtulur ateşten, sen gülümsün,
Ben de dikeninim senin, gülbahçesine gitme bensiz!
Gözün bende olsun, koşturayım çevgânının önünde,
Hep bana bak, gözet beni, at sürüp gitme bensiz!
Ey sevinç, ey müzik, sultana eş olursan bensiz içme!
Ey bekçi, sultanın evine gideceksen, gitme bensiz!
Ey izi görünmez sevgili, izimin tozu sensin benim!
Yazık bu yola bilinçsizce düşene, gitme bensiz!
Sensin yolumun bilgisi, ey yol bilen, gitme bensiz!
Herkes aşk diyor sana, bence aşk sultanısın,

Ey insanların aklına fikrine sığmayan sevgili.
Ey yücelerden yüce sevgili dost, gitme bensiz!

Türkçesi: Gönül Gönensin


GELİN DOSTLARIM / Mevlânâ

20/02/2010

MEVLÂNÂ

(İran, 1207-1273)

GELİN DOSTLARIM

Gelin dostlar, gelin kardeşlerim,
Gelin bağdaş kurup oturalım yan yana.
Anlaşalım, bilişelim, görüşelim.
Gelin ey sizler, gelin, dizdize daha sıkı,
Doyasıya görelim yüzlerimizi,
Sevelim birbirimizi gönülden.

Görünüşte savaşıyor gibiyiz ama
Aslında dostuz, uzlaşmışız ezelden…
Bahçeye çıkalım, açılmış gülleri seyredelim,
Güllerin en güzelini birlikte derelim.

Elpençe duralım sevgilinin önünde,
Dünya kimseye kalmaz, sevelim, sevilelim.

Gel gül yüzlü kardeşim, gel güzelim,
Bizden yüz çevirme, bizi gönülden çıkarma,
Biz bu hiç’lik âleminde her zaman varız.
Sevgiyle, kardeşlikle çırpınır yüreğimiz.
Aşk gibi, gözümüz yolda sevgiliyi bekleriz.

Aşkın, o yüce sevgilinin kullarıyız biz.
Size açarız kalbimizi hep bu derin sevgiyle

Gelin, ne olsanız da, kim olsanız da,
Kâfir olsanız da gelin, puta tapsanız da,
Yüz kere tövbe edip bozmuş olsanız da tövbenizi.
Umutsuzluk kapısı değil bizim kapımız,
İnsan doğallığınızla, gönül içtenliğinizle
Nasılsanız öyle gelin sevginin gül bahçesine.

Türkçesi: İbrahim Edip


RÜBAİLER / Mevlânâ

02/02/2010

Mevlânâ

(1197 – 1231)

RÜBAİLER

Gel, aşk, kötü insanlara erdem ver;
Her kim ki güzel yüz ister, sen göster.
Dünyadaki eksen ve güzellik bağı, ver
Şeftali ve elma; bağ küçülmez, ne gezer?

Meyhanenin orda bir güzel gördüm ben,
Erdim de onun aşkına bin gönlümden,
Ayrık saçı miskten bile hoş koktu bana:
Ben her iki dünyayı bıraktım tümden.

Ondan öte hiç mimse mi var dünyada?
Çirkin de, güzel de yok, açık, gizli ya da…
Her ok atılır ondaki sağlam yaydan;
Her hoş söz onun dudaklarındandır ya!

Aşk, dostların en canlısıdır, en güzeli.
“Aşk, aşk dileyenlerden esirgenmemeli.”
Der dost şirin şirin, hemen çağrı yapar:
“Hem böyle severse bir güzel, en güzeli.”

Görkemli güzelliğinle gökler bile şen.
Elbet tapar insan sana – sen eşsizken…
Artık, ne çıkar, sen istesen istemesen!
Ben kalmaya andiçtim ömrümce kölen.

Bambaşka bir iş bu, ayrı bir gerçeği var;
Bir başka güzel sevdik, eşsiz bir yâr.
Yetmez bize, yetmez bize aşk, andolsun:
Bekler bizi güz geçince bir başka bahar.

(Türkçesi: Talât Sait Halman)


AĞIT / Mevlânâ

04/01/2010

MEVLÂNÂ


AĞIT


………………..Kadr-i gam ger çeşm-i şer bigristi
………………..Rûz u şebhâ tâ seher bigristi

Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
padişah bu acıyı duysaydı;
göz, gece demez gündüz demez ağlardı,
gökler yıldızlarla, güneşle, ayla
gece demez gündüz demez ağlardı.
padişah bakardı ününe,
tacına, taht›na, tolgasına, kemerine,
gece demez gündüz demez ağlardı.

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
uçan kuş avlanacağını bilseydi,
gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

Zaloğlu bu zulmü görseydi,
ecel bu çığlığı duysaydı,
cellâdın yüreği olsaydı;
Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
ecel bakardı kendine ağlardı,
cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

Kumru, başına geleceği duysaydı,
tabut, içine gireni bilseydi,
hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
kumru selviden ayrılır ağlardı,
tabut omuzda giderken ağlardı,
öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

Ölüm acılarını gördü tatlı can,
koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti dostum benim,
şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var,
öylesine topraklar altında kalmışım.

Türkçesi: A. KADİR


[Yeni Yıl Mesajı] / MEVLÂNÂ

01/01/2010

YENİLİĞE DOĞRU


Her gün bir yerden göçmek ne iyi,

 

Her gün bir yere konmak ne güzel,

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti cancağzım,

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.

 

MEVLÂNÂ

Türkçesi: A. Kadir


MEVLÂNÂ’dan “Kanatlı Sözler”

17/12/2009

MEVLÂNÂ’DAN KANATLI SÖZLER

* İyi ağaçtan talihli dal çıkar.

* Gözyaşı, kadının tuzağıdır.

* Altına düşman olan var mıdır?

* Bu dünya tuzaktır, yemi de istek.

* Köpeklerin artığını› aslan yemez.

* Savaşlar, birkaç kancık adam yüzünden olur.

* Balığa denizden başkası azaptır.

* Yeni doğan aslan bir kediye bile yenilir.

* Aşk, altın değildir, saklanmaz. Âşıkın tüm sırları meydandadır.

* Aşkı, aşktan başka hiçbir şey söndüremez.

* Aşk, hiçbir âfetten öğüt almaz, uslanmaz.

* Güzel yüz aynaya âşıktır.

* Bal, her ağızda tatlıdır.

* Balıktan başka her şey suya kandı.

* Soru da bilgiden doğar, yanıt da.

* Tuzağa saçtığın taneler, cömertlik sayılmaz ki..

* Çoban uyudu mu kurt emin olur.

* Buğdaysız değirmene gidenin boş yere sakalı ağarır.

* Köpeklerin dudaklarıyla deniz kirlenmez.

* Dert, insana daima yol gösterir.

* Gülün dostu dikendir.

* Dosttur, çöp sanıp kırma onu.

* El, hiç gönülden gizli bir iş yapabilir mi?

* Gece, neye gebeyse onu doğurur.

* İnsana kimse gözü gibi lalalık edemez.

* Halk, kime secde ederse, onun canını zehirler.

* İlâç, âlemde dertten başka bir şey aramaz ki..

* Her denizin incisi olmaz. Her sedefte inci bulunmaz.

* Kanaattan hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.

* Karınca, güzelim harmanı görmez, bir tanecik buğdayın üstüne titrer.

* Kılıca, kesmekten utanç gelmez.

* Ne kutludur o kişi, yoldaşı haset değil..

* Testi, taştan korkar.

* Komşudan av kapmak, aslanlara ayıptır, köpeklere değil.

* Kuş, ancak kendi cinsinden kuşlarla uçar.

* Her nimetin bir eziyeti vardır.

* Değersiz otlar, iki ayda yetişir; ama kızıl gül, bir yılda..

* Sabır, genişliğe ulaşmanın, olgunluğun anahtarıdır.

* İnsan, akılla pir olur, saçı sakalı ağarınca değil..

* Bir sarhoş, mezeyle şaraptan başka ne isteyebilir?

* Sevgi ve acıma, insanlıktandır; hiddet ve şehvet, hayvanlıktan

* Örümceğin sofrasındaki kebap, ancak sinek olur.

* Su, hiçbir zaman ateşten korkmaz.

* Şarap, zaten edepsiz olanı edepsiz eder.

* Bir kimseyi tanımak istiyorsan, arkadaşlarına bak.

* Ayna ve terazi yalan söyler mi?

* Hiç derede kuru toprak olur mu?

* Ayran içinde yağ nasıl gizliyse, doğruluk cevherinde de yalan gizlidir.

* Kara yüzlüye ha sabun, ha kara boya..

* Yüzün rengi, kalplerin casusudur.

* Yüzü, güneşe benzemeyen, yüzünü gece gibi peçeyle örter.

* Yüz elimizdeyse doksan da bizdedir.


Mevlânâ’dan Dörtlükler

17/12/2009

RÜBAÎLER

Gördüğümden beridir ki seni kan ağlıyorum;
Öyle ki: kalmdadı bir yerde hayâlin bensiz;
Zehir olsun el uzattımsa eğer bir kadehe
Sevgilim kahrolayım ben yaşadımsa sensiz.

*

Bir bakışla çalıyor gönlünü her bir görenin,
Veremezler ona elbette tabipler de ilaç;
Görseler çünkü onun gül yüzünü bir kerre,
O tabipler de olur başka tabîbe muhtaç!

*

Yolumuz uğradı Cânân ile gül bahçesine;
Goncalardan birine gitti gözüm istemeden;
Yüzüme baktı da Cânân dedi ki: Aşkolsun,
Güle bakmak yakışır mı, yanağım hâzır iken?

*

Bir sadâ geldi güzel sevgilimin kabrinden
O dudaklar yoluna ben döküyorken al kan;
Dedi: Uğrumda değil, kendin için gözyaşı dök,
Çünkü sensin daha çok merhamete lâyık olan!.

*

İlk zamanlarda güzel sevgilimin aşkıyla
Komşular ağlayışımdan uyumazdı bir ân;
Şimdi feryadım azaldı, fakat aşkım arttı;
Alev aldıkça ateş, eksilir elbette duman..

*

Ruhumun göklere doğru uçarak gittiği gün,
Kara toprakta harab olduğu anda şu beden;
Kabrime kalk diye parmak ile yazsan güzelim
Yeniden canlanarak fırlar idim ben de hemen.

*

Beni Bayram ile Mey Sofrası eğlendiremez,
Ayrıyım sevgilimin gül yanağından ne yazık;
Şimdiden sonra dikenler bürüsün bağları hep
Gökten isterse çakıl taşları yağsın artık !..

*

Öyle koştum ki güzel sevgilimin uğrunda,
Bıktım artık ve bu gün bekliyorum son yerimi;
Şimdi geç, sevgilime yarın kavuşsam bile
Artık, nerde bulurum ben o geçen günlerimi !..

*

Dedim: Artık kaçarım, derdini çekmektense.
Dedi: Hicran ile hasret seni etmez mi telef ?
Kalmadı bende tahammül bu cefâlarla, dedim;
Dedi: Bir gün benim uğrumda ölürsen ne şeref !..

Türkçesi: İbrahim Edip


S’imge Şairler : MEVLÂNÂ

17/12/2009

RUBAÎLER

Seviyorum seni.. Bana bunun için nasihat neye yarar?
Zehir içmişim ben.. Bana şeker ne eder?
Benim için: “Onun ayağına zincir vurunuz!” diyorlar;
Divane olan gönlümdür, ayağıma zincir vurmak niye?

~ ~ ~

Seninle beraberken senin sevginden uyuyamıyorum.
Sen yokken de ağlamaktan uyuyamıyorum.
Allah Allah! Benim her iki gecem de uykusuz geçiyor,
Fakat sen bu iki uyanıklık arasındaki farkı bir anla!

~ ~ ~

Kendim güzel olmasam da güzelliğe tapanlardanım.
Şarap değilsem bile şarapla mest olanlardanım.
Münacat ehlinden olmazsam olmayım.
Bu arada senin meyhanende sarhoş olanlardanım.

~ ~ ~

Bu gece bana benzeyen bir arkadaşla beraberdim
Çimenlerin üstünde meclis kurmuştuk.
Orada kadeh, şarap, meze, ışık, mutrip.. hepsi vardı.
Keşke yalnız sen olsaydın da bütün bunlar olmıyayd›.

~ ~ ~

Biz şarapsız ve kadehsiz olmaktan memnunuz.
Bizim için kötü de, iyi de söyleseler biz memnunuz.
Bize: “Sizin sonunuz yok!” diyorlar.
Biz sonsuz olmaktan memnunuz.

~ ~ ~

Bağa geliniz ve yeşil giyinen tabiatı seyrediniz,
Her köşede bir çiçekçi dükkanı açan tabiatı seyrediniz
Güller bülbüllere diyorlar ki:
Susunuz ve susarak seyrediniz !

~ ~ ~

Dudaklarını anarak yüzüğümün lâlini öpüyorum.
Onları bulamadım ne yapayım, şimdi bunları öpüyorum.
Senin bulunduğun göğe ellerim yetişmiyor
Ve ben secdeye kapanıp yeri öpüyorum.

~ ~ ~

Sen gittin ve sen gidince ben kan ağladım,
Senin büyük acınla uzun uzun ağladım.
Sen yalnız gitmedin, gözlerim de senin arkandan gitti.
Mademki artık gözlerim yok, nasıl ağlayabilirim?

Türkçesi: Asaf Halet ÇELEBİ