ÜÇ KIZ KARDEŞ / Rene Char

31/01/2011

 

ÜÇ KIZ KARDEŞ

 

Mavi fener giysili sevgilim,
öpüyorum ateşini yüzünün
gizlice tat alan ışığın uyuduğu.

Seviyorum. Hıçkırıyorum. Canlıyım
ve senin yüreğindir
kızaran utkun zamanıyla
bu Sabah Yıldızı
durdurmadan önce savaşını takımyıldızlarının.

Yelden sakınan yelkene dönüşsün gövdem
senden uzakta.

I
İkincil zamanların vazosunda
Tebeşirdendi doğacak çocuk.
Çatallı yürüyüşü mevsimlerin
Otla koruyordu bilinmeyeni.
Bölünebilen bilgi
Hızlandırıyordu baharı sağnakla.
Bir hoş kokulusu ülkemizin
sürdürüyordu beliren çiçeği.

Sövdüğümüz haber,
kuşatılmış kabuk ya da kırağı;
Kuşatılmış hava, tutuşmuş kan;
Öpüşten giz yaratır göz.

Açık yola hayat veren,
Kasırga dizlere erişti;
Ve bu atılışla, gözyaşı yatağı
Doldu bir tek vuruşla.

II
Haykırır ve kaçar ikincisi
Dolaşan arıdan, kırmızı ıhlamurdan.
Sürekli bir yel günüdür o,
Savaşın mavi zarı ve gülümseyen bir gözcü
Sazı “İstediğim olacak” diye haykırdığı zaman.
Susma saatidir artık
Kule olma saati
Geleceğin göz diktiği.

Kendinin avcısı kaçar dayanıksız evinden:
Avı da izler onu artık korkusuzca.

Aydınlıkları yüksek, yepyeni sağlıkları,
İkisi de geçip giderler hiç anlamsızca
Kızkardeşler akıl etmez alıkoymayı onları
Bir kül ağız tıkacıyla beyaz ormanlarda.

III
Omuzundaki bu çocuk
Şansındır senin ve yükündür.
Orkidenin üzerinde yandığı toprak,
Usandırmayın onu kendinizden.
Çiçek kalın, sınır kalın,
Kutsal ekmek ve yılan kalın;
Kuruntunun biriktirdiğini
Hemen bırakır sığınak.

Ölsün tekil gözler
Ve bulgulayan sözcük.
Aynada yaltaklanan acı
Sevgilisidir iki kötü evin.

Omuz aralanır sert;
Görünür yanardağ dilsiz.
Zeytinin üzerinde parıldadığı toprak,
Her şey yok olur geçitte.

René Char

Türkçesi: Özdemir İnce

Reklamlar

Nâzım Hikmet’in Günyüzüne Çıkmamış İki Şiiri :

14/01/2011

Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
gölgem gibi demiyorum
çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
Ellerim ayaklarım gibi de değil
uykudayken yitirirsin elini ayağını
ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
açlıktı, susuzluktu demiyorum
sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
giderilmesi imkânsız bir şey
ne sevinç ne keder
şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
hasretten gayrı


Bir Ucu Bir Kuyuda Kaybolan Rüzgârlı Bir Şosede

Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede
bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın
bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan
yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse
bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum
ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor yürüyüşünü
bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine
o yanıma varmadan…

Nâzım Hikmet


ALTIN PORTAKAL’DA ŞAİRLER BULUŞMASI 2011

10/01/2011

 

Altın Portakal’da Şairler Buluşması

 

Türkiye’nin önde gelen şair ve eleştirmenleri Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri için Antalya’da buluşuyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile Antalya Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri 17 – 20 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek.

Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) Başkan Vekili Dr. Arif Bulut, 2011 yılının ödül jürisini açıkladı. Doğan Hızlan’ın başkanlık edeceği 15. Altın Portakal Şiir Ödülü jürisinin diğer isimleri Cevat Çapan, Ahmet İnam, Mustafa Durak ve Altın Portakal Şiir Ödülü’nün geçen yılki sahibi Emirhan Oğuz’dan oluşuyor.

17 Mart 2011 Perşembe günü toplanacak ödül jürisi; 1 Ocak – 31 Aralık 2010 tarihleri arasında çıkan şiir kitaplarından yola çıkarak 15. Altın Portakal Şiir Ödülü’nün sahibini belirleyecek. 14. Ödülün sahibi Emirhan Oğuz’un şiirinin değerlendirileceği sempozyum ise 19 Mart 2011 Cumartesi günü gerçekleşecek. Sempozyumun açılış konuşmasını yapacak olan Büyükşehir Belediyesi ve AKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın 15. Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer görülen şairin ödülünü de sunacak.

 

Antalya’da sıra dışı bir sergi

Altın Portakal Şiir Ödülü etkinliklerine bu yıl sıra dışı bir serginin açılışıyla start verilecek: Yayıncı Fahri Özdemir’in AKSAV arşivine hediye ettiği koleksiyonda bulunan ve ünlü şairlerin el yazılarıyla yazılmış şiirlerinden oluşan sergi, 17 – 25 Mart 2011 tarihleri arasında AKM Fuayesinde izlenebilecek. Altın Portakal’da bugüne kadar ödül almış şairlerin şiirlerinin yer alacağı “14 Altın Şair Sergisi” de Antalya Kültür Merkezi’nde aynı gün ve saatte şiirseverlerle buluşturulacak.

 

Mart ayında şiir konuşulacak

Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri Akdeniz Üniversitesi’nde, çeşitli okullarda, kültür sanat derneklerinde düzenlenecek söyleşiler, şiir dinletileri, imza günleri gibi etkinliklerle devam edecek. 19 Mart Cumartesi 11.00 – 17.30 saatleri arasında 14. Altın Portakal Şiir Sempozyumu gerçekleştirilecek. Sempozyumda, 2010 yılında Altın Portakal Şiir Ödülü alan şair Emirhan Oğuz’un “Myndos Geçişi” adlı eserinden yola çıkılarak şiiri değerlendirilecek. Sempozyuma bildiri sunacak şair ya da eleştirmenler arasında şu isimler bulunuyor: Ahmet İnam, Ahmet Telli, Baki Asiltürk, Betül Dünder, Cevat Çapan, Faris Kuseyri, İsmail Mert Başat, Kenan Sarıalioğlu, Refik Durbaş, Zerrin Baydar.

 

Türk edebiyatına AKSAV’dan iki eser daha

Ödül etkinliklerinde ve sempozyum programı içinde, 13. Ödülün sahibi Kemal Özer’in şiirinin değerlendirildiği bildirilerden oluşan “Temmuz İçin Yaralı Semah ve Kemal Özer Şiiri”, 14. Ödülün sahibi Emirhan Oğuz’un şiirinin değerlendirildiği “Myndos Geçişi ve Emirhan Oğuz Şiiri” adlı kitaplar edebiyatseverlerle buluşturulacak.

 

Onur Konuğu: Ataol Behramoğlu

15. Altın Portakal Şiir Ödülü etkinliklerinin onur konuğu edebiyat dünyasının tanıdık isimlerinden şair Ataol Behramoğlu. Etkinliklerde yer alması için 30’dan fazla şair ve yazarın yanı sıra kültür sanat medyasının tanınmış isimlerinin de Antalya’da buluşturulacağı belirtildi.

 

Altın Portakal Şiir Ödülü ve Sempozyumu

1997 yılından beri Antalya Kültür Sanat Vakfı tarafından her yıl bir şaire Altın Portakal Şiir Ödülü verilmektedir. Şiir Ödülü alan şair için bir sonraki yıl sempozyum düzenlenmekte; ödüllü şairin şiiri yazarlar, eleştirmenler ve şairler tarafından bildiriler sunularak değerlendirilmektedir. Ödül törenleri ve sempozyumlar Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleştirilmektedir.

 

Altın Portakal Şiir Ödülü’ne,

1997 yılında “Opera” adlı eseriyle Enis Batur,
1998 yılında “40 Şiir ve Bir” adlı eseriyle Haydar Ergülen,
1999 yılında “Sessiz Arka Bahçeler” adlı eseriyle Gülten Akın,
2000 yılında “Küflü Şimşek” adlı eseriyle Mehmet Taner ,
2001 yılında “Hazer İçin Birkaç Sarı Gül” adlı eseriyle Hüseyin Ferhad ,
2002 yılında “Hayalete Övgü” adlı eseriyle Ahmet Oktay,
2003 yılında “Yavru Aslan’dan Konu Komşuya” adlı eseriyle Nemci Zeka,
2004 yılında “Cendere” adlı eseriyle Güven Turan,
2005 yılında “Beni Hiç Göremezsin” adlı eseriyle Yücel Kayıran,
2006 yılında “Ba” adlı eseriyle Birhan Keskin ,
2007 yılında “Ultra-Zone’da Ultrason” adlı eseriyle Lale Müldür ,
2008 yılında “Bana Düşlerini Anlat” adlı eseriyle Cevat Çapan,
2009 yılında “Temmuz İçin Yaralı Semah” adlı eseriyle Kemal Özer;
2010 yılında “Myndos Geçişi” adlı eseriyle Emirhan Oğuz değer görüldü.

Altın Portakal Şiir Ödülü, jürilerinin saygınlığıyla da bütünleşerek ülkemizin en önemli edebiyat ödüllerinden biri oldu.

Sempozyuma sunulan bildiriler Altın Portakal yayınları arasında Antalya Kültür Sanat vakfı ya da vakıf adına sponsor yayınevi tarafından bastırılarak dağıtıma çıkarılmakta. Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen bu uygulama Altın Portakal Şiir Ödülü’nü özgün bir yere koymakta; onu ayrıcalıklı kılmakta.
Ödül alan şairlerin şiirinin farklı kalemler tarafından farklı yönleriyle ele alındığı sempozyum kitapları, edebiyat okurları için olduğu kadar araştırma yapan akademisyenler için de kaynak kitap özelliği taşıyor.


FLU / Gülümser Çankaya

10/01/2011

 

FLU

 

çilek yiyordu ama soğan
kokuyordu elleri

hafifçe kaldırıyordu eteğini
balkon demirinden korkan
rüzgar

limanda duran yelkenlinin
direğine bakıyordu kımıltısız
böyle kuruluyordu uzakla
arasındaki denge

bir uyusa geçecekti başağrısı
bir uyusa!..

derine kaptırmıştı bir yanını
böyle açıklanıyordu yüreğindeki
vurgun

ama bazen yarım kalmış
bir hayalden seğiriyordu bacağındaki
kaslar

bir parmak bal sürmüştü dudaklarına
bahçede oynayan çocuklar

içine sızıyordu paçasındaki aralıktan
yolunu şaşırmış bir hayvan

bir görseniz çöldeki kaçışmayı
kalbindeki soğumadan

Gülümser Çankaya


TESELLİ / Didem Gülçin Erdem

10/01/2011

 

TESELLİ

 

Bilirim iyi bir şarap çıkmayacak
Bu sevdanın bağından
Gözüm senin boşluğunda kaldı
Benimki dar, havasız
Yüreği kar toplamayana
Fırtına sorulur mu

Düzyazı uzatır ömrünü
Şiir söz dilenmez
Ellerin nar
Tuttuğumda bu kadar
Kalabalık değillerdi
Günden güne çoğaldılar

Hiç değilse dalgakıranlarla
Arası iyi kağıdın
Hiç değilse kiracıyız bu şiirde
Uzun kalacak kadar
Komşu değiliz yalanla
Hiç değilse trenli hala çocukluklar

Bir şiirin beş parmağı aynı olur mu
Bir narın her bir tanesi
Aldım gözlerini içimde gezdirdim
Ipek bir şal gibi dolandı omzuma gece
Aldım geceyi yıkadım taş bir avluda
Sözünde mavi olmayana okyanus sorulur mu

Didem Gülçin Erdem

“Şehla Destan” adlı dosyadan


EVİM OL / Nilay Özer

10/01/2011

 

EVİM OL

 

bu ev bekler bizi bir yere gitmez

seni beklersem evin olurum
dünya bilirim bahçeyi her çiçeği yaz
kiraz çocukluğun senin öylece dursun

mevsimleri dönüşüne biriktiririm

rüzgarın peşinde bir deli yağmur
yağmurun peşinde o bildik yaz
kiraz gençliğin senin öylece dursun

uçursun çatımı güvercin telekleri

kumral bir sözcüğün balkonundan sarkarken
kışa düşer yüreğim şiire düşer gibi
hüznün demi oturur radyoda bir ince saz

kiraz dudakların senin öylece dursun

koynunda öpülmeye telaşlı bir güneşle
umudun bentlerini aşıp gelirsen
bir gece bin bir masala böler kendini

evim olursun beni beklersen…

Nilay ÖZER


‘OKUNTU’ / Üç Renk Mavi

10/01/2011

‘OKUNTU’

Anneannemin koltukları, atamıyorum bir türlü. Yeni örtüler serdim gelirsin diye… Eskinin kokusu var mıdır? Bu kokuyu sever misin acaba? Bilmiyorum, neyi biliyorum ki zaten? Bak, soruları biliyorum.Cevapsız kalsın, beklemediğim cevaplar olsun fark etmiyor. Soruları seviyorum. Bir sır vereyim mi? Soru soran aslında çok da karşı tarafın cevabı ile ilgilenmiyor, hatta dinlemiyor bile.
Yanlış anlama, ben cevaplarla ilgileniyorum. Bak seninle bir oyun oynayalım.Sana soru soran birinin yüzüne bak ama dikkatlice, kendi cevabı hazırdır, hatta dudakları kımıldar, konuşman bitsin diye heyecanla bekler bazen de bekleyemez bile.
Suratı asıldı mı? Beklediği cevabı verememişsin!

Oyun moyun derken esas konuşacaklarımı şaşırdım. Bazen kalem akıldan önce gidiveriyor, desene kalem de sabırsız.

Kapı çaldı, geldin mi? Yeni örtüler serdim, evi ısıttım, ocağa çay koydum. Sıradan şeylerden konuşuruz olmaz mı? Ne bileyim ‘porselen demlikte çay güzel olur’, çocukluğumuzdan da konuşuruz hatta oyunlardan; dokuz kiremiti bilir misin sen?
Sapan yaptın mı hiç?

Yan komşu..Sıcak kurabiye getirmiş. Kapıyı çalan diyorum, yan komşuymuş. Başka zaman olsa bu kurabiyelere nasıl da sevinirdim. Kurabiyelere sevindim de kapıyı çalan sen değilmişsin.

Kadıncağıza da ayıp oldu, kafasını uzattı kapıdan, gel felan demedim. Bu bekleme anını bozamam. Belli dertliydi yine. Neyse onun gönlünü yarın alırım.

Çayın yanında bu kurabiyelerden de yeriz olmaz mı? Saat kaç acaba, saatleri kaldırdım söylemiş miydim? Zamanla dalga geçiyorum bu aralar!

Beklemenin tadını kaçırma olur mu? Bak koltuklara da oturamıyorum örtüler bozulacak diye. Sahi sana söyledim mi? Bir pikap aldım, harika çalışıyor. Müzik de dinleriz sen gelince.

Kurabiyelerden bir tane ağzıma atacagım, biterken kapı çalacak. Off gelen yok. Şöyle yapayım küçükken de yapardım bunu. Bundan sonraki şarkı benim olsun o sırada gelirse beni seviyor demektir. Dördüncü şarkı mı deseydim? Neyse, üç hakkım olsun. Allahın hakkı üç..

Oturuyorum valla bozulursa bozulsun örtüler!

Kapı mı çaldı?

Yok. Koltuğun yanında duran şiir kitabını alıyorum elime, yalnızlığıma teslim oluyorum. Rastgele bir sayfa açıyorum, içimden geçen sese mani olamıyorum; ‘bu şiir onun için’

OKUNTU

Mevsimlerden denizi,
inceliklerden en çok geçmişi özlediniz.
Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca
bizim gibi kaçmadınız.
Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız.
Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız.
Şimdi sizi çok özlemişiz.
Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız.

Adnan Azar

www.ucrenksanat.blogspot.com