ÇAĞIRDI BAK GÜNEŞ BİZİ

10/01/2013

FerdaBalkayaCetin-foto

 

çağırdı bak güneş bizi

 

-ey sevecen çocukluğumuzdan kalan
gencelmiş zaman-

o hüzün ki
ayrılık düştükçe gönlümüze
kızıl alevlere teslim
alıyor bizi rotasız gemilerden

adı konmamış bir öykü türküleniyor
tarihi olmayan sevinmelerden
bir yanımız yitik

ey mavisini her dem damıtan deniz
gezgin düşlerimizin suskusu
büyüdükçe sularında izimiz
sığmaz oluyor yataklara gece yarısı
gövdemiz

ulandık bir çığlığa birer birer
kent içimizde
bir yerlerde ay durmuş biz kalabalıklar önündeyiz
gizlenmiş yanlarımızla biraz da görünmeyiz

akıp gider kanımız kaynağından bir pınar
yaşamakla ağırlaşır başımız
konarız bireysel bir bakışın güncesine

ferda balkaya çetin

ada / güz 2012

Reklamlar

MASUM VE ÇIPLAK / Engin Turgut

28/04/2010

MASUM VE ÇIPLAK


Acıkmış düşlerinden, susamış ruhundan bak bana. Mavi ışığın boşluğa düşmesin, renklerin kalbine sızan suçsuz gözlerinle ışıldıyor çiçeklere su veren ellerim, görüyor musun? Hayalci bir avcı gibi sokuldum, bir kuş gibi havalanıp, masum ve çıplak bir uçuşla kondum uçlarına ve yanına uzandım ve birlikte bakıyoruz konuşkan yıldızlara. Sabahları erken uyanan bir doğa gibi, ne kadar da çalışkan kolların var senin. Kollarına sığınsam da hep esin perim olsan. Attila İlhan şiirleri okuyarak açılsak denizin sonsuz sarhoşluğuna Bilirim çiçeklerle konuşursun, bütün sokaklarına, dağlarına, bayırlarına aşk kaçmış senin. Yeryüzündeki bütün kelimeleri üzerine boca etsem onlarca şiir dökülür eteklerinden.

Martıların denizi koklaması, denizi öpmesi ne kadar güzeldir ve sen ne kadar güzel ve beyaz bir kadınsın böyle. Gökyüzü akıyor üzerinden. Gözlerin şiir odası değil de nedir? Gözlerini özlemekten sisli bir adaya dönüştü gövdem, görüyor musun? Düzyazı bir şiir gibi bakıyorum sana. Gövdemin hayatını altüst eden tutkunun ta kendisi olmalısın. Arzuyla bakan o sıcak masumiyetin aşktan daha da derin. Bak ne güzel uzandım bulutlarına. Gözlerinin önünde eğildim. O masum ve çıplak yanınla dokun üşüyen dudaklarıma.

Kalbinin duvarlarına resimlerini yaptım. Bir rüya merdiveni bulsaydım da arzuyla bakan gözlerinin avlusunda sabahlasaydım. İştah uyandıran tenha yerlerine bakmaktan bıkmadım. Dildaşım sen ne güzel susuyorsun böyle, sana çok hayranım. İnsandaşım sen ne güzel gülümsüyorsun böyle, sana çok susadım. Islak ağzından şurup yaptım hadi gel kana kana içelim. Akide şekeri kokan dilin güzel kelimeler karnavalı, senin her kelimen aşka çıkıyor. Kalbin porselen midir, kötü bir kelimenin rüzgârından kırılacakmış gibi duruyor. Elma ağacı yüzlü sevgili, yanaklarını okşayasım, yüzüne dokunasım geliyor. Ahşap bir derdim var benim. Beni bir güve gibi yiyip bitiriyorlar. Bu aşk şalını çıplak omuzlarına örtmeliyim. Bak bunlar benim kelimelerim, onlar da çok üşüyorlar. Tatlı kurbağam benim, neşeli bir ıslıksın ağzımda.

Gülümsemenin ay parkında salıncakta sallanan çocukların coşkusunu taşıyorsun. Gözlerindeki o derin ikram ve davet iyiliğin ve sevincin billur bahçesi olmuş. Taş suyu içti, ben seni içmeye doyamadım. Parıldayan bir istiridyeyim sana ben, incim olur musun? Öksüz ve yetim bırakırsan bu aşkı, yıldızlar ağlamaya başlar ve bu şiirdeki makamın canı acır. Farid Farjad yağmurun ve İstanbul’un ruhunu ısıtıyor, duyuyor musun? Ve durmadan bir efkâr gibi yağan bu yağmur ikimize ne kadar da çok yakışıyor biliyor musun? Salacak vapurunda unutulmuş bir şapkanın rüzgârı esiyor ve mutlu bir sabah kahvaltısı kokuyor o uzun ve ince ellerin.

Ve ben seni Vivaldi’nin dört mevsimine de sığdıramam. Benim için bir yaz meleği tadındasın, hercai menekşeler dökülüyor kıvranan kıvrımlarından. Dünyamızın yarısı yaz ama yarısı yasta. Elimi kalbime götürsem de söylesem. Kutsal meleklerin kanatlarını kopardılar. Bak artık göller kurudu, nehir akmıyor, yağmur herkese yağmıyor, balıklar küstü, yaralı bir çağın ayakları birbirine dolaşıyor. Kan ve gözyaşından geçilmiyor rüyalarımız. Rüyalarımıza ve düşlerimize el koymuşlar. Hadi gel yeni bir çağın serçe kalbiyle aklımızı temizleyelim. Kapansın kara delikler ve çekip gitsin tarihin katil yüzlü, zıvanadan çıkmış çirkin yüzleri.

Günaydın ey gözleri İstanbul parıltısı sevgili, kalbindeki Şems hep açık kalsın, Günaydın Goran Bregoviç’in ritmik kalbi. Günaydın “Çingeneler Zamanı”. Bugün günlerden seninle yapılan küçük domatesler kahvaltısı. Günaydın esmerliğini aşkın masumiyetinden almış ruhu Tango’dan geçilmeyen masum ve çıplak sevgilim. Acıkmış düşlerinden, susamış ruhundan bak bana!

Engin Turgut


NİDÂ / Ahmet Telli

25/04/2010

NİDÂ


………………Erdal Eren ile Necdet Adalı’yı düşünürken

Tektekçi meyhanelerde terlemişti içimdeki çakal
Bıyıklarımın hâlâ ayva ve rakı kokması bundandır
Kendimi en zâlim şarkılar makamına yolcu ederken
Fiyakamı ödünç alırdım açıkhava sinemalarından
O zamanlar biz, ohhoo iki kafadar bir araya gelsek
Yelkenleri fora edip hayallerimize, giderdik giderdik
Sesimiz sıtma görmemiş ruhumuz mürekkep içmemişti

! Hercai birer nidâ idik yıldız şavklarıyla oynaşan

Mürekkep dedim de başıma belalar açan mektuplar
Yazardım yeşil mürekkepli pelikan dolmakalemimle
Hasarlı bir hayat gibi duruyor hâlâ o pelikan bende
Babamdan yalvara yalvara almıştım orta ikide
Esat Mahmut Kerime Nadir günleriydi, bir de Pekos Bill
Çilli bir kızda denedim kemendi ilk kez boşa çıktı
Okul ve ev kaçağı sayıldım, adım hep öyle kaldı

! İmlâsızdım anneme sorsalar, haylaz bir nidâ

Genciken, günler her şeye yeterken, berduş bulutlar
Gibi dolaşırken dünya denilen alacakaranlık güzergâhta
Cesaretimi ilk kez nerede keşfettim düşünsem hatırlarım
Belki korkuyu tepeden tırnağa yaşadığım bir gündü
Söz çakmaktaşından sıçrayan kıvılcım olsa nafiledir
Hükmü hengâmedir artık kalbim dediğim muallakta
Geyiğini yitirmiş dağ, şiirini unutmuş dil neye yarar

! Hepsi acı bir eyvah olmuştur, sitemkâr bir nidâ

Polisle çatışırken bitti galiba çocukluğum ve ilkgençliğim
Yoldaşlık günleriydi; “Kardeşler!” diyordu içimizden biri
“Dağın geyiği, dilin şiiri tanık olsun; anamızın ak sütü
Tanık olsun ki haklıyız, kazanacağız!” Barikat günleriydi.
Yaralı bir kardeşi taşırken omzumda, cesaret diyordum
Sesimde tereddütsüz geziniyordu en delişmen tay
Vahşi bir vadiden akıyorduk toynaklarımız kan içinde

! Alev bir nidâ idik ve arkadaşlık günleriydi

Hayatın bir hikâyesi varsa bizimki biraz da bu idi işte
Ölüm en gencimizden yakaladı, on yedisindeydi
Şimdi uzun uzun susuyor belleğini yitiren kim varsa
Çağ nedir, unutuş ne; zaman bir iğne deliğinden geçip
Darası oluyor birikmiş anıların ve ölümlerin
Kekeme bir tarih yazıcısının bize ayırdığı sayfada
Kanlı bir nidâ işaretiyiz, tarihin imlâsını bozan

! Yaralı bir nidâyız yaşadığımız bu dünyada

Ahmet Telli


ZAKKUM / Jan Ender CAN

22/04/2010

Zakkum

-Bu bitkiyi yiyen,
ölmüş hayvanların etleri de zehirlidir-

sağ elinde seni İstanbul’a götüren tren bileti
sol elinde sabaha kadar kestiğin dört kirpik
üçüncü elinde
senden sonra içeceğim
kilometreceler tütün
tonlarca alkol
yüz binlerce yalnızlık

yani sen demesen de ben anladım
gözlerinden okuduğum acıyla
şimdiye kadar ok…umadığım kitapları da anladım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kan tükürüyorum girdim her meclise
oksijen bile bana dokunuyor artık
ciğerlerim bölünüp her gece
yetmiş bir afrika çıkıyor içimden
aklımda sen aklını yitirinceye kadar
aç kalıyor afrikalı siyah çocuklar
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün

adını duyan gün
nüfus kağıdını gören devlet memuru
ve anlamlı şarkılar
hala insan mı diyor sana?
bu yalan!bu yanlış!
bir milim bile acımıyorum artık gözyaşına
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kalbini seccadelerin üstüne koyup
dua ediyor musun?
yoksa Baba’nı aldattığın odalarda
Allah’ın telefon numarasını mı buldun?
daha yoksa
dünyaya yeni bir din inmesini gerektirecek kadar
büyük mü acın?
bu yalan!bu yanlış!
bir cehennem kadar dehşetli olsun
benden sonra yaşayacağın yalnızlık
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

traş olmam,sokağa çıkmam,alışırım
insan olmaktan vazgeçer,buna alışırım
her yıl
aralık ayında
birkaç kez intihar eder,alışırım
bu gemiyi,onu yüzdüren denizle birlikte
kıyamete batırır,alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

içimde ölü bir zakkum var
o zakkumun içinde
uzun uzun ölü yatan
biri erkek,diğeri kız, iki çocuk
haramdır sana verilen sevda
kanını inkar eden kalpler gibi
bu harama alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

19-N-10
Cehennem

Jan Ender CAN


ESKİ AVLUDA / Birhan Keskin

22/04/2010

Eski avluda

Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;
Çalıda sarı bir çiğdemim ben
Ve senin çok eski cümlen.

Sen otursan, gitmemiş ki! olsan
Ben sana bir eski Endülüs avlusu
İstersen serin bir Portofino getirsem
Ya da Yedigöllerin yedisini birden.

Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;

Her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
Buldum buluşturdum kendime geldim
Tek eksik sensin! İncecik, çilli bir dille
sen de gelsen.

Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.

Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en geniş cümlem:

İçimi açtım sana.
İçini açmak için.

Birhan Keskin


ÜST BAŞ’LIK / Uluer Aydoğdu

22/04/2010

Üst Baş’lık


geceye başlık benimle kırıştıran ay. Kulağıma …
hangi sevdalar, sönmüş yıldızlar zonklar
kristal bardak
eski rakılara terleyen filinta bir bedendir
topu topu yirmizsekiz sayfalık kitapta
birkaç cümle var
ah, hangisinin altını çizsem
pıhtılaşmış kan sağıyor yüzüm

afyona müptela çocuk kaç zamandır
istanbullara, özellikle eskisine
gider, orada özlerim seni
antika dükkanlarında ararım her parçanı
yapıştırabilir miyim diye tenimdeki eksik yerlere

ama fundalıkları soracak olursan
yeşil fresklerdir onlar
aşkın totemi nedir ki acaba
gelişini çizsem duvarlara. Kesinlikle.

Uluer Aydoğdu


SÖZ KUYTUSUNDA / Hulki Aktunç

21/04/2010

Metin Altıok Şiir Ödülü 2010
Behçet Necatigil Şiir Ödülü 2010

Hulki Aktunç


SÖZ KUYTUSUNDA

Sözcük sözcükle konuşur
Konuşur bağrışır savaşır
Adını ararken söner bir şiir

Uyaklar uyakların yankısı
Sağır sözcük aksak dize
Od biter köz biter kül biter

İki dize birbiriyle konuşur
Dizeler dizelerle konuşur
Biri yanıp sönünce biter şiir

Söz kuytusunda bekler
Sönmemiş dizeler