ÖZGÜRLÜK / Eluard

01/04/2010

Paul Eluard


ÖZGÜRLÜK (HÜRRİYET)

Okul defterlerime,
Kumlar, karlar üstüne,
Sırama, ağaçlara
Yazarım adını.

Okunmuş yapraklara,
Bembeyaz sayfalara,
Taş, kan, kâğıt veya kül,
Yazarım adını.

Yaldızlı tasvirlere,
Toplara, tüfeklere,
Kralların tacına
Yazarım adını.

Ormanlara ve çöle,
Yuvalara,çiğdeme
Çın çın çocuk sesine,
Yazarım adını.

En güzel gecelere,
Nişanlı mevsimlere,
Günün ak ekmeğine
Yazarım adını.

Gök kırpıntılarına,
Güneş küfü havuza,
Ay dirisi göllere,
Yazarım adını.

Tarlalara ve ufka,
Kuşların kanadına,
Gölge değirmene
Yazarım adını.

Fecrin her soluğuna
Denize, vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını.

Bulutun yosununa,
Kasırganın tersine,
Tatsız, kaba yağmura
Yazarım adını.

Parlayan şekillere,
Renklerin çanlarına,
Fizik gerçek üstüne,
Yazarım adını.

Uyanmış patikaya,
Serilip giden yola,
Hınca hınç meydanlara,
Yazarım adını.

İki parça meyveye,
Odama ve aynaya,
Boş kabuk yatağıma,
Yazarım adını.

Obur köpekçiğime,
Dimdik kulaklarına,
Acemi pençesine,
Yazarım adını.

Kapının eşiğine,
Kabıma, kacağıma,
İçimdeki aleve,
Yazarım adını.

Camların oyununa,
Uyanık dudaklara,
Sükutun ötesine
Yazarım adını.

Yıkılmış evlerime,
Sönmüş fenerlerime,
Derdimin duvarına,
Yazarım adını.

Arzu duymaz yokluğa,
Çırçıplak yalnızlığa,
Ölüm basamağına,
Yazarım adını.

Geri kalan sağlığa,
Kaybolan tehlikeye,
Hatırasız ümide,
Yazarım adını.

Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata,
Senin için doğmuşum,
Seni haykırmaya:

ÖZGÜRLÜK!

Türkçesi: Orhan Veli -M. Cevdet Anday

Reklamlar

AYDINLIK / Paul Eluard

22/01/2010

Paul Eluard

AYDINLIK

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece.
Kendimde denemişim ben,
kulak ver, dinle.
Her acının sonunda açık bir pencere vardır,
aydınlık bir pencere.
Hayal edilecek bir şey vardır,
yerine getirilecek istek,
doyurulacak açlık,
cömert bir yürek,
uzanmış açık bir el,
canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir hayat vardır, hayat,
bölüşülmeye hazır.

Türkçesi: A. Kadir


ACININ BAŞKENTİ / Eluard

13/01/2010

ACININ BAŞKENTİ

Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğime
Bir dans, bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni

Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü
Rüzgarın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler
Gürültü avcıları ve renk kaynakları

Tanların kuluçkaya yattığında doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı
Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin

Paul ELUARD


AŞK ÖZGÜRLÜKTÜR / Eluard

30/10/2009

resim_goster2.php

Özgürlüktür aşk, ama sessizce, gizlice,
neredeyse utanarak olup biter,
çünkü söz’ü yoktur da ondan.
Konuşan bir âşık bir ozandır ve söylediği her şey,
kendisini, sevdiği nesneden yalıtan zamanı silip yok eder.
Aşka sürekli, yenilmez bir yaşam verir.
Ve kendisi de ölümsüzleşir.
Her doğuşu, her başlangıcı biricik gerçek birliğin anısıyla
kuşatan coşkunluğun tehlikesiyle karşı karşıya olan kadınlar, erkekler,
ey kadınlar, erkekler, sürekli olarak aşk için doğunuz,
duyumsadıklannızı yüksek sesle itiraf ediniz,
çektiğiniz bütün acıların üzerinde, bütün utanmalara karşı,
bütün felaketlere karşı, bütün engellere karşı,
zalimlerin horlamalarına karşı,
aktörecilerin kınamalarına karşı “Seni seviyorum” diye haykırınız.
Yaşamın acı olaylarına karşı, yokluğa karşı,
ölüme karşı bağırmız, haykırınız onu.
Açılmayan bir yüreğe karşı, kaçan bir bakışa karşı,
kendini vermeyen gövdeye karşı da haykırın aynı sözcükleri.
Pişman olmayacaksınız,
çünkü içten olmak için başka bir olanağınız yoktur
ve dünyanın bütün mutluluğu,
sonsuza dek ağızdan ağıza geçecek olan
çığlığınızın yoğunluğuna bağlıdır.
Çığlığınız büyütecektir sizi, başkalarını da büyütecektir.
Uzaklardan geliyor o, uzaklara girecektir,
sınır falan tanımaz o.

Paul ELUARD


S’imge Şairler : ELUARD

29/10/2009

eluard

 

PAUL ELUARD

(Fransa, 1895-1952)

 

SENİ SEVİYORUM

Tanımadığım bütün kadınlar adına seviyorum seni
Yaşamadığım bütün çağlar adına seviyorum seni
Enginlerin kokusu sıcak ekmeğin kokusu adına
İlk çiçekler adına eriyen kar adına
İnsanın ürkmediği saf gönüllü hayvanlar adına
Sevmek adına seviyorum seni
Sevmediğim bütün kadınlar adına seviyorum seni
Kim yansıyor bana sen değilsen ben kendimi pek az görürüm
Sensiz uzayıp giden bir çöl görürüm yalnız
Geçmişle bugün arasında
Bütün bu ölüler vardı atlayıp geçtiğim samanın üzerinde
Delemedim aynamın duvarını
Yaşamı sözcük sözcük öğrenmem gerekti bana
Unutur gibi
Benimki olmayan bilgeliğin adına seviyorum seni
Sağlık adına
Yalnız kuruntu olan her şeye karşı seviyorum seni
Zorla tutmadığım bu ölümsüz yürek adına
Sen kuşku sanıyorsun kendini oysa akılsın
Sen başıma yükselen güneşsin
Güvendiğim zaman kendime.

(Sait Maden)


ŞİİR

Yavrum bu senin gülüşünün ardında
Bütün sevda kelimeleri çırılçıplak
Memelerini bulup çıkarıyorlar boynunu
Sonra kalçalarını gözbebeklerini
Sonra ne varsa okşayış adına
Bütün bunları bulup çıkarıyorlar
Seni öptüğüm zaman gözlerinden
Yalnız sen görünesin diye
Bu sevda kelimeleri

(Cemal Süreya)


ASIL ADALET

İnsanlarda tek sıcak kanun
Üzümden şarap yapmaları
Kömürden ateş yapmaları
Öpücüklerden insan yapmalarıdır

İnsanlarda tek zorlu kanun
Savaşlara yoksulluğa karşı
Kendilerini ayakta tutmaları
Ölüme karşı yaşamalarıdır

İnsanlarda tek güzel kanun
Suyu ışık yapmaları
Düşü gerçek yapmaları
Düşmanı kardeş yapmalarıdır

Hep var olan kanunlardır bunlar
Bir çocuğun tâ yüreğinden başlar
Yayılır, genişler, uzar gider
Tâ akla kadar

(A. Kadir)


AŞK ŞİİR

Dünya portakal rengi dünya mavi
Sözcüklerde yalan yok yanlış falan arama
Artık türküler yakmak yasak size
Sıra koklaşmada şimdi sıra öpüşmede
Haydi çılgınlar âşıklar haydi
Haydi sevgili haydi sevgilinin birleştiren ağzı
Gülümseyin birbirinize dökün içinizi
O ne cömert elbise öyle
Sanacaklar seni çırılçıplak
Çiçek açar yabanarıları yeşil yeşil
Takar boynuna gün ışığı
Pencerelerden bir gerdanlık
Kanatlar sarar yapraklan
Senin olmalı bu aydınlık sevinçler bütün
Yeryüzünün bütün güneşleri senin olmalı
Yollarda güzelliğini yansıtan güneşler

(A. Kadir – A. Bezirci)


HİÇ KİMSE BİLEMEZ BENİ

Hiç kimse bilemez beni
Senin bildiğin kadar

Gözlerin, içinde uyuyup
Koyun koyuna uyandığımız gözlerin,
Ağarttı dünyanın tüm gecelerini
İnsan parıltılarınla senin

Gözlerinden başladı yolculuğum
Dünyalar ötesine anlamlı bir güzellik
İçinde binbir hevesle uçtuğum gözlerin

Gözlerinde yansıtırdı bizi
Bitip tükenmeyen yalnızlığımız
O bakışlar değil ki şimdi gözlerindeki

Hiç kimse bilemez seni
Benim bildiğim kadar

(Sacide Üçer)


ADINA

Bulutlar adına söyledim onu sana
Deniz ağaçlan adına söyledim
Dalgalar adına dallardaki kuşlar adına
Gürültü taşları adına
Sevişen eller adına söyledim
Bakan bakılan göz adına
Göğü bezeyen uyku adına
Puslu geceler adına
Yoldaki parmaklıklar adına söyledim
Ak alın açık pencere adına
Düşündüklerin konuştukların adına
Sonu gelmesin diye söyledim
Bu okşayışın bu güvenişin bu inanışın
Sonu gelmesin diye.

(A. Kadir)


SEVGİLİ

Diz çökmüş gözkapaklarım üstüne
Saçlarım içindedir saçları
Hali var ellerimin halinden
Rengi var gözlerimin renginden
Düşmüş kuyusuna gölgemin
Fırlatılmış bir taş gibi göğe

Gözleri var açıktır her daim
Uykuyu haram ettirir bana
Ya güneşleri önüne katan
Ya o ışık delisi rüyaları
Bir güldürür bir ağlatır beni
Söyletir bilmeden ne söylediğimi

(Can Yücel)


***

Boşuna bir yüzüm vardı benim.
Ama şimdi
Bir yüzüm var sevmek için
Bir yüzüm var mutlu olmak için.

(S. Kudret Aksal)


KARARTMA

Kapılar tutulmuş neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin

(Sabahattin Eyüboğlu)


“Ölü Ozanlar Derneği” : DÜNYA ŞİİRİ

18/09/2009

Olu Ozanlar

DÜNYA ŞİİRİNDEN SEÇİLMİŞ ÖRNEKLER

Antolojide bulunup aşağıdaki  örnekler arasında yer almayan MAYAKOVSKİ, SHAKESPEARE, ARAGON, CİBRAN, NERUDA  BRECHT, HAYYAM, ELUARD, MEVLÂNÂ, BAUDELAİRE, GOETHE, KAVAFİS, LORCA, NEYZEN, NİETZSCHE, YESENİN PUŞKİN, TAGORE, POE, SAPPHO, RİLKE vb. şairlerin seçki kitapları “DÜNYA ŞİİRİ” kategorisinde yer almaktadır.


1.MAYAKOVSK‹ 2.SHAKESPEARE 3.ARAGON 4.C‹BRAN 5.NERUDA  6.BRECHT  7.HAYYAM  8.ELUARD  9.MEVLÂNÂ 10.BAUDELA‹RE   11.GOETHE 12.KAVAF‹S 13.LORCA 14.NEYZEN 15.N‹ETZSCHE  16.YESEN‹N 17.PUfiK‹N 18.TAGORE 19.POE 20.SAPPHO  21.RİLKE

KATULLUS

(I.Ö. 84 – 54)

GECEDEN ÖNCE

Yaşayalım Lesbia’m, sevişelim,
Metelik vermeden homurtusuna,
Kıskanç ve suratsız ihtiyarların.
Batan gün her sabah yeniden doğar;
Ama bu bizdeki süreksiz ışık
Bir kere söndü mü ötesi gece;
Hiç bitmeyen bir gece, tek ve sonsuz,
Bin kere öp beni, öp, yüz kere öp;
Bin kere, sonra yüz kere yeniden
Bin kere, yüz kere, öp, durmadan öp,
Şaşır sayısını, şaşır Lesbia’m,
Şaşır ki sevdamıza göz değmesin

(Türkçesi: Oktay Rifat)


Victor HUGO

(Fransa, 1802 -1885)

SORULAR… SORULAR...

Gözden yaşmı akıtmalı ağlamak isteyince,
Dudaklar gülümserken insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzel ve şuh görüntüler mi aramalı,
Çirkin tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret, özlediğimizden uzaklarda kalmak mıdır,
Özlenen yanımızdayken özlem duyulamaz mı?

Para, eşya, mücevher çalmak mıdır hırsızlık,
Mutlulukları çalmak, hırsızlık sayılmaz mı?

Soldurmak için gülü dalından mı koparmalı,
Pembe bir gonca açıp dalında solamaz mı?

Silah, hançer mi gerekir insanı öldürmek için
Gözler hançer, gülücükler kurşun olamaz mı?

(Türkçesi: Tüzün Gürson)


Mihail LERMONTOV

(Rusya, 1814-1841)

İNCELİKLE SEVDİLER BİRBİRLERİNİ UZUN ZAMAN

……………………….Sie liebten beide doch keiner
……………………….Wollt’es dem andern getehn (Heine)

İncelikle sevdiler birbirlerini uzun zaman
Derin bir tasayla, çılgınca, isyancı bir tutkuyla!
Kaçınıyorlardı itiraftan ve karşılaşmaktan,
Düşman gibi; boştu ve soğuktu konuşmaları da.

Suskun ve gururlu bir acı içinde ayrıldılar,
Bazen ve ancak düşte gördüler yitik sevgiliyi.
Öldüler sonunda, mezar ötesinde buluştular…
Fakat orada da tanımadılar birbirlerini.

(Ataol Behramoğlu)


Stephane MALLARME

(Fransa, 1842-1898)

DENİZ MELTEMİ

Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.
Ah! Bi kaçsam! bilirim, o mest kuşlara diyar,
Bir akl’almaz köpükle göklerin arasında.
Bir şey tutamaz gayrı, gözlerin aynasında
Yanan bahçeler bile, bu deniz kokan gönlü;
Tutamaz ne geceler, ne duran o hüzünlü
Boş kâğıtlar üstüne iğilmiş kandil öyle;
Tutamaz o çocuğunu emziren taze bile,
Gidiyoruz! Kalk, gemi! Yalpanı vur şöyle bir,
Ve sonra al bir günâ âleme doğru demir!
Ümitten onca çekmiş sıkıntı şimdi, dersin,
Hayır duasına mı kanmakta mendillerin?
Belki de bu direkler, fırtınalara davet,
Nâçar bir gün yığılır güverteye… Ne imdat,
Ne görünürde ada ve ne kürek ne yelken;
Ama sen geçme gene gemici türküsünden!

(Can Yücel)


Guillaume APOLLİNAİRE

(Fransa, 1880-1918)

REN GECESİ

Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor.
Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş.
Ayışığında yedi kız görmüş, öyle diyor;
Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş.

Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana;
Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı;
Bütün sarışın kızları getirin yanıma:
Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları.

Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren;
Üzerinde gecelerin altını serili.
Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerden
Bahseder ölü bir ses, son nefesinde gibi.

Bir kahkaha gibi kırılır kadehim birden.

(Orhan Veli – Sabahattin Eyuboğlu)


Ezra POUND

(A.B.D., 1885-1972)

IRMAK-BOYU TACİRİNİN KARISI: BİR MEKTUP

Saçlarım daha alnımın üstünde dümdüz kesiliyken
Ön kapının orda oynardım, çiçek koparırdım.
Sen atçılık oynayarak bambu değneklerinde gelirdin,
Çevremde gezinirdin, mavi eriklerle oynayarak.
Böylece yaşar giderdik Chokan köyünde:
İki küçük insan, tasasız, kuşkusuz.

On dördümde, Efendim, evlendim seninle.
Hiç gülmedim, utangaçtım çünkü.
Başımı öne eğip duvara baktım.
Bin kere çağırıldım da hiç ardıma bakmadım.

On beşimde, somurtmayı bıraktım artık,
Toprağım seninkiyle karışsın istedim
Her zaman seninkiyle, her zaman.
Durmadan üzülecek ne vardı?

On altımda, benden ayrıldın.
Uzak Ku-to-yen’e, ırmağın oralara gittin,
Beş aydır uzaktasın.
Maymunlar üzgün sesler çıkarıyorlar yukarda.

Ayaklarını sürüdün giderken.
Kapının yanını şimdi yosun bürüdü, çeşit çeşit yosun
Öyle kök salmışlar ki temizlenmiyorlar!
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Çifte kelebekler Ağustosla şimdiden sarardı.

Batı bahçesinin çimenleri üstünde;
İncitiyorlar beni. Yaşlanıyorum.
Kiang ırmağı kıyılarından geçip geliyorsan
N’olur bana önceden haber sal,
Çıkıp giderim seni karşılamaya
Cho-fu-Sa’ya kadar.

(Ülkü Tamer)


Anna AHMATOVA

(Rusya, 1888 – 1966)

BİLMİYORUM, YAŞAMAKTA MISIN, ÖLDÜN MÜ ?

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa, akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli..

Her şey senin için: Gün boyunca dualarım,
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin..

Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar bile hatta.

(Ataol Behramoğlu)


e. e. CUMMINGS

(A.B.D., 1894 -1962)

HİÇ GİTMEDİĞİM BİR YERDE

hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde
her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin:
en ince kımıltısında birşey var içime gömen beni,
birşey dokunamayacağım kadar bana yakın

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
(dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gününü

ya da beni kapatmaksa istediğin, ben,
hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin;

duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
renkleriyle yapısının beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefeste

(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
ve açan; yalnız anlıyor içimde birşey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri

(Türkçesi: Cevat Çapan)


Jorge Luis BORGES

(Arjantin, 1899-1986)

AN’LAR…

Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer,
oturup saymazdım eski yanlışlarımı.
Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi.
Neşeli olurdum, geçmişte olmadığım kadar,
ve elbette çok daha coşkulu olurdu sevdalarım,
içine de yeterince ciddiyet katardım.
Bu denli temiz, titiz olmazdım hiç, öyle bir şansım olsaydı eğer.
Hiç çekinmezdim daha fazla riske girmekten de…
Daha çok yolculuklara çıkar, gündoğumlarını kaçırmazdım asla;
hele dağlara tırmanmanın, ırmaklarda yüzmenin keyfini…
Hiç bilmediğim yerlere giderdim, gidebildiğimce.
Doyasıya dondurma yer, boşverirdim kuru nimetlere.

Öyle bir şansım olsaydı eğer, dertlerim de
yalnızca düşlerin değil, yaşamın gerçeğini taşırdı.
İşte onlardan biriydim ben ömrü boyunca hani, her saniyesini
verimli kılmaya çalışan insanlardan biri.
Ama aynı an’lara yeniden geri dönebilseydim eğer,
yalnızca iyi ve güzel olanları tatmak isterdim, mutlu an’ları…

Farkında değilseniz hâlâ, öğrenin artık:
Yaşam an’lardan oluşur, sadece anlardan, ŞİMDİ’yi yakalayın.
Yanında termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi
ve paraşütsüz yerinden kıpırdamayan bir insandım ben.
Ama yeni baştan yaşayabilseydim eğer,
yüksüz, iyice hafiflemiş olarak çıkardım yolculuklara.
İlkbahara yalınayak girer, sonbahara dek unuturdum ayakkabıyı.
Hiç bilinmeyen yolları keşfeder, tadına varırdım günışığının,
Çocuklarla daha çok oynardım, yeniden bir şansım olsaydı eğer…

Ama ne çare..  İş işten geçmiş ne yazık ki!
85’indeyim artık ve biliyorum ki… Ölmekteyim.

(Gönül Gönensin)


Yorgo SEFERİS

(Yunanistan, 1900-1971)

DENİZE YAKIN MAĞARALARDA

Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.

(Cevat Çapan)


Robert  DESNOS

(Fransa, 1900 – 1945)

SENİ ÖYLESİNE DÜŞLEDİM Kİ

……Seni öylesine düşledim ki yitirdin gerçekliğini.
……Bu canlı bedene sahip olmanın ve benim taptığım sesin çıktığı  bu ağzı öpmenin daha zamanı değil midir?
……Seni öylesine düşledim ki senin gölgeni kucaklaya kucaklaya,göğsümün üstünde kavuşmaya alışmış olan kollarım belki de senin belini saramayacak.
……Beni günler boyu ve yıllar boyu yöneten ve kendine çeken gerçek görüntün karşısında bir gölge gibi kalacağım kuşkusuz.
……Ey duygusal dengeler.
……Seni öylesine düşledim ki zaman yok artık uyanmama hiç kuşkusuz.
……Ayakta uyuyorum, yaşamın ve aşkın bütün görünümlerine sunulmuş beden ve sana, benim için bugün tek önemli şey olan sana, senin alnına ve dudaklarına belik de hiç dokunamam, ilk gördüğüm birinin dudaklarına ve alnına dokunduğum kadar.
……Seni öylesine düşledim, görüntünle öylesine yürüdüm, konuştum, yattım ki görüntün bile silindi gözlerimin önünden ve yine de yaşamının güneş saati üstünde ağır ağır gezinen ve gezinecek olan gölgeden bir kat daha koyudur gölgen, görüntüler arasında görüntün eksiksizdir.

(Eray Canberk)


Attila JOZSEF

(Macaristan, 1905 -1937)

FLORA

Şimdi iki milyarlar zincirlemek için beni
Benden bir çoban köpeği yapmak için kendilerine
Fakat iyilik, şefkat ve incelik duyguları
Göç ettiler onların dünyasından Güney’e.
Artık ışık içinde göremiyorum bu dünyayı.
Göremiyorum, deney tüpüne bakan bir doktor rahatlığıyla
Diz çöküyorum, haykırıyorum yenilgimi
Sevgilim, bir an önce gelmezsen yardımıma

Köylü nasıl toprağa muhtaçsa
Yağmura, güneşe nasıl muhtaçsa, muhtacım sana
Bitki nasıl ışığa muhtaçsa
Ve klorofile, fışkırmak için topraktan,
Muhtacım sana, çalışan kalabalık
Nasıl işe, ekmeğe, özgürlüğe muhtaçsa
Ve nasıl avuntuya muhtaçlarsa kuşatıldıklarında
Çünkü gelecek doğmadı daha acılarından.

Bir köye nasıl okul, elektrik
Su, taştan evler gerekliyse
Çocuk nasıl gereksinirse oyuncaklara
Isıtan bir sevgiye;
İşçi için bilincin
Ve gözüpekliğin anlamı neyse
Yoksul için onurun;
Ve bulanık çocuklarına bu toplumun
Bir hayat çizgisi nasıl gerekliyse
Ve nasıl gerekliyse hepimize
Akıl, uyanıklık, yol gösteren ışık
Flora! Yüreğimde yerin işte öyle.

(Ataol Behramoğlu)


Yannis RİTSOS

(Yunanistan, 1909 -1990)

DEĞİŞMELER

Pulluğu tarlaya götürdüler,
tarlayı eve getirdi –
bitmeyen bir değiş tokuş başlamıştı
eşyanın anlamını belirleyen.

Kadın kırlangıçlarla yer değiştirdi,
saçaktaki kırlangıç yuvasına oturdu ve şakıdı.
Kırlangıç kadının gergefinin başına geçti
ve yıldızlar, kuşlar, çiçekler ve yelkenliler işledi.

Ağzının ne kadar güzel olduğunu bilseydin,
Görmeyeyim diye gözlerimi öperdin.

(Cevat Çapan)


Konstantin SIMONOV

(Rusya, 1915-1979)

BEKLE BENİ

Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarı sıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni,
Unut anılarla yüklü bir geçmişi
Ne bir mektup ne bir haber
Gelmesin ne çıkar, bekle beni
Bekle beni döneceğim
Bekle, yalnızca sen bekle beni.

Bekle beni döneceğim, bırak
Beklemekten usanmış dostlarım
Oğlum, anam, yoldaşlarım
Öldüğümü sansınlar benim
Umudu kesip bir ateşin başında
Beni yadedip içsinler ama sen
İçme sakın yürek acısı o şaraptan
İnançla, sabırla bekle beni.

Bekle beni, döneceğim
Tüm ölümlere inat bekle.
Çünkü o büyük bekleyişin
Düşman ateşinden kurtaracak beni.
Bekle kızgın sıcaklar içinde,
Karlar savrulurken bekle beni,
Yalnızca seninle ben, ikimiz
Ölümsüz olduğumuzu bileceğiz;
O sırrı, o hiç kimsenin bilmediği.
Kimseler beklemezken beni beklediğini.

(Sacide)


Paul CELAN

(Avusturya, 1920-1970)

BADEMLERDEN SAY BENİ

Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:

Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy’in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.

Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.

Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.

Beni de acı yap, acı yap beni.
Bademlerden say beni.

(Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy)


Sylvia PLATH

(ABD, 1932 – 1963)

ADAY

Önce, istediğimiz gibi biri misin bakalım?
Takma gözün,
Takma dişlerin, koltuk değneğin,
Askın, çengelin,
Takma göğüslerin

Ya da bir eksiğin olduğunu gösteren dikişlerin
Var mı? Yok mu? Öyleyse ne verebiliriz sana?
Ağlama.
Aç elini.
Boş mu? Boş. Al sana onu dolduracak,

Çay getirecek,
Baş ağrılarını geçirecek ve ne dersen yapacak,
Bir el.
Evlenir misin?
Garantisi var,

Kapar açık kalmışsa gözlerin
Ve eriyip gider kederinden.
Yeni bir parti çıkarmak üzereyiz tuzdan.
Bakıyorum çırılçıplaksın.
Bu elbiseye ne dersin –

Siyah ve sert biraz, ama iyi oturdu üstüne.
Evlenir misin?
Su geçirmez, dayanıklı her şeye, ateşe,
Damı delip geçen bombaya.
İnan bana, bunun içinden gömerler seni mezara.

Kafana gelince, kusura bakma ama, kafan boş.
Tam sana göre biri var elimde.
Gel şekerim, çık dolaptan.
Evet, ne dersin buna?
Kağıt gibi bembeyaz başlangıçta,

Ama yirmi beş yılda gümüş,
Altın olur elli yılda.
Canlı bir bebek neresinden baksan.
Dikiş diker, yemek yapar,
Konuşur, konuşur, konuşur.

Çalışır durumda, hiç bir eksiği yok.
Açılmış yaran varsa, yara lapası.
Gözün varsa, bir görüntü gözüne.
Evlat, bu senin için son kurtuluş fırsatı.
Evlenir misin, evlenir misin, evlenir misin?

(Cevat Çapan)


Furuğ FERRUHZAD

(İran, 1936 – 1968)

RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK

küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.

(Onat Kutlar – Celal Husrovşahi)


Sayı 2: GÖZ

07/09/2009

göz

Ocak 2002’de yayımlanan GÖZ sayımızda Göz ve bakış üstüne

20 yazının yanı sıra Türk ve Dünya edebiyatından

seçilmiş 74 şiir yer alıyor.


ELSA’NIN GÖZLERİ

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orda bütün ümitsizleri bekliyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerin eteklerinde bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdayların üzerinde

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgâr
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camın kırılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar
………………..
Ben bu radiumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Peru’mdur benim Golkond’um Hindistan’ım

Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa’nm
Gözleri Elsa’nm gözleri Elsa’nın gözleri

LOUİS ARAGON

(Türkçesi: Orhan Veli Kanık)


GÖZLERİN

Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

NÂZIM HİKMET



HİÇ KİMSE BİLEMEZ BENİ

Hiç kimse bilemez beni
Senin bildiğin kadar

Gözlerin, içinde uyuyup
Koyun koyuna uyandığımız gözlerin,
Ağarttı dünyanın tüm gecelerini
İnsan parıltılarınla senin

Gözlerinden başladı yolculuğum
Dünyalar ötesine anlamlı bir güzellik
İçinde binbir hevesle uçtuğum gözlerin

Gözlerinde yansıtırdı bizi
Bitip tükenmeyen yalnızlığımız
O bakışlar değil ki şimdi gözlerindeki

Hiç kimse bilemez seni
Benim bildiğim kadar

PAUL ELUARD

(Türkçesi: Sacide)


SİS

İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

Haydar ERGÜLEN