ESMER, GÜRBÜZ ÇOCUK / Neruda

30/03/2010

Pablo NERUDA

ESMER, GÜRBÜZ ÇOCUK

Esmer, gürbüz çocuğum, güneş nasıl buğdayı
Büyütür ve belini bükerse yosunların
Mutlu kıldı tenini, gözlerini aydınlık
Koydu ağız kıyına gülüşünü suların

Kara bungun bir güneş dolanır saçlarına
Tıpkı oynarmış gibi dalgalı bir nehirde
Sen habersiz oynarken, o bırakıp çekilir
Koyu gölgeli sular, gözlerinin yerinde

Esmer çocuğum beni çekmez hiçbir şey sana
Her şey kopuyor benden, burda öğleye yakın
Sensin gücü buğdayın, dalganın esrikliği
Sensin artık o çılgın dirimi arıların

Sevdim mutlu tenini, o yumuşak sesini
Arıyor seni tellim benim yaslı yüreğim
Güneş, su ve gelincik: buğday tarlası gibi
Tatlı, güvençli, koyu alaca kelebeğim.

Türkçesi: Hilmi Yavuz


DUYASIN DİYE BENİ / Neruda

25/03/2010

Pablo NERUDA


DUYASIN DİYE BENİ

Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım.
Benim değil senin onlar.
Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.

Tırmanırlar öyle nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin sahibi.
İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar sana değil.
Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
duyasın diye onları beni duyduğun gibi.

Bir bunaltı rüzgârı sürüklüyor sözlerimi.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan.
Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.

Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Türkçesi: Sait Maden


ATLAR / Neruda

09/03/2010

Pablo NERUDA


ATLAR

Pencereden atları gördüm

Berlin’deydim, kıştı. Işık
Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

Ve penceremden boş bir sirk
Kışın dişleriyle kemirilmiş.

Ansızın bir adamın yedeğinde
On at göründü sislerin içinden
Çıkarken titremediler, ateş gibi,
O saate kadar bomboş olan
Evreni doldurdular gözlerimde.
Görkemli, yangınlı
Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

Baldı derileri, amber, yangın.

Boyunları gururun taşlarından
Oyulmuş kulelerdi,
Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
Eğilmişti bir tutuklu gibi.

Ve orada, sessizlikte, ortasında
Günün, kirli ve dağınık kışın
Haşarı atlar kan,
Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
Güzellikte yaşayan ateşin
Orada olduğunu bilmeden.

O kapanık Berlin kışını unuttum.
ama atların ışığını unutmam.

Türkçesi: Hilmi Yavuz


BURUK AŞK / Neruda

07/03/2010

Pablo NERUDA

BURUK AŞK

Buruk aşk, benim dikenli menekşem,
onca kabarmış tutkunun içindeki çalılık,
ağrıların kargısı, tacı öfkenin
nasıl, ne şekilde ruhumu buldun?

Nereden hızlandırdın acının ateşini,
birden, yolumun soğuk yaprakları arasında?
Kim öğretti bana getiren yürüyüşü sana?
Taş, duman, ya da çiçek, kim öğretti evimi?

Ama bilirim, titreşirdi ürkünç gece,
gelen gün kadehini şarabıyla doldururdu
ve güneş, o tanrısal saltanatını kurdu.

Acımadan, soluksuz sardığında beni aşk
kılıçlarıyla yarıp beni dikenleriyle
yanık bir yol açardı yüreğimde.

Türkçesi: Metin Cengiz


İMGE / Neruda

03/03/2010

Pablo NERUDA


İMGE

Bir kadının ismini saklıyorum
sadece hatırlıyorum kilitli olduğunu: Bir kutuda
ve şimdi ve sonra paslı ve çürük piyanolar gibi gıcırdayan
heceleri seçiyorum:
Birazdan ağaçlar çıkacak ortaya ve sonra yağmur,
yaseminler, gövdesi olmayan uzun, kayıp
bir kadının mağrur kurdelası,
sakin bir gölge gibi zamanın içinde boğulmuş:
Oradan geliyor gözleri kömür gibi.

Bununla beraber, bir çözülme var
güzel kokusu ölümün, gömülü bataryalar
ya da sadece başka hayatlar arasında bir hayat.

Yüzümüzü sadece berraklığa çevirmek
iyi gibi gözüküyor:
Kaybolmuş gençliğimizin
yağan yağmurunun nabzını duymak için,
fırıldanmak için bir çemberde
ve cennette haykırmak için.

yaşamlarımız için zamanım olmamasına üzülüyorum.
En küçük ayrıntılar için bile, bir trenin
kompartımanında unutulmuş bir armağan,
bir yatak odasında
ya da bir meyhanede,
yağmurda bırakılmış bir şemsiye gibi:
Belki de ani bir denizin uyumu gibi konuşan
anlaşılmaz dudaklar var,
yolda önemsiz bir anda.

Bu yüzden, irene ya da Rose, Mary ya da Leonore,
boş kutular, kitapların arasındaki kuru çiçekler,
yalnız köşelerinden çağırıyorlar
ve açmak zorundayız biz, sessiz birini duymak için,
görmek için varolmayan şeyleri.

Türkçesi: Nice Damar


GUILLERMINA ACABA NERDE ? / Neruda

26/02/2010

Pablo Neruda


GUILLERMINA ACABA NERDE ?

Guillermina acaba nerde?

Ablam çağırmıştı onu,
gidip kapıyı ben açtım,
güneş girdi içeri, yıldızlar girdi,
iki buğday başağı girdi,
iki göz girdi, dipdiri.

On dördüme basmıştım,
hoşuma gidiyordu ağırbaşlı görünmek,
inceciktim, çeviktim, ama bir yandan
kaşlarımı çatıyordum boyuna.
Örümcekler arasında yaşıyordum,
her karışını biliyordum ıslak ormanın,
beni tanıyordu böcekler,
üç renkli arılar tanıyordu beni.
Nanelerin altına saklanmış
çulluklar arasında uykuya dalıyordum.

Guillermina girdi sonra,
saçlarımı savurdu ansızın
gözleri, masmavi çakan,
ve kış duvarına çiviledi beni.
Temuco’da, güney sınırında.

Ağır ağır geçti yıllar,
filler gibi usulca ilerleyerek,
çılgın kurtlar gibi uluyarak geçti.
Yaslı yıllar geçti, yıpranmış yıllar,
buluttan buluta attım kendimi,
ülkeden ülkeye, gözden göze,
ama sınırdaki yağmur
toprağa hep aynı biçimde düştü.

Ne yolculuklara çıktı yüreğim
ayaklarında aynı pabuçla,
beni besleyen, dikenler oldu.
Tedirginlik götürdüm nereye gitsem:
vurdular beni ben vuracakken,
yığılıp kaldım öldürüldüğüm yerde,
ama kalktım, eskisinden daha dinç,
ya sonra, ya sonra, ya sonra –

Ekleyecek ne var ki?

Yaşamaya gelmiştim yeryüzüne.

Guillermina acaba nerde?

Türkçesi: Ülkü Tamer


YOKSULLUK / Neruda

23/02/2010

Pablo Neruda


YOKSULLUK

Çok da hevesli değilsin,
yoksulluk
korkutur seni,
çok da istekli değilsin
pazara yıpranmış ayakkabılarla gitmeye
ve eski giysilerle eve dönmeye.

Zenginlerin arzuladığının tersine
sefaleti sevmeyiz biz,
sevgilim. Bugüne dek
insan yüreğini kemiren şeyi
çekip çıkaracağız ikimiz çürük bir diş gibi.

Fakat istemem ki
korkasın ondan.
Eğer sorumlusu bensem evine gelmesinden,
eğer yoksulluk kovalamışsa
altın renkli ayakkabılarını,
bırakma kovalamasına gülüşünü, hayat ekmeğini.

Ödeyemezsen kiranı,
gururlu adımlarla git işe,
ve bakışlarımın seni izlediğini düşün sevgilim,
ve yeryüzünde daha önce hiç görülmemiş
en büyük servetiz biz birlikteyken.

Türkçesi: İsmail Aksoy