BEN MELEK, İLK SIRDAŞINIZ / Cansever Eyüboğlu

13/02/2012

 

Ben MELEK, İlk Sırdaşınız

 

Âh Mine’l Aşk! Son bir yudum deniz özlemi!
İçliyim, içtenliğim
Kanat sesleriyle dinler anne yüreğimi.

Yokluğundan nemlenir gözlerimdeki mühür
Kimsesizim, kimliğim
Kumral saç örgüsüdür aynalarda çözülür.

Yağmurunuz bol olsun, bir ömür bahçenizi
Beklerim, bekleyişim
Kirli günlerim için gücendirmesin sizi.

Göğsümde izi kalmadı yitik adreslerin
Kederliyim, kederim
Eteğimde zil çalar aşkla tutuşmak için.

Değiştim bir ankaya kösnül kanatlarımı
Seviştim, serinledim
Ruhum ilk uçurumda küle sardı yaramı.

Yüzümde düşlerimin kızıl yıldızı yanar
Güzelim, güzelliğim
Küçük sevinçler için bir vedâ çığlığıdır.

Kanım kaynar, sır/atım bulutlarla el ele
Geçtim, hâlâ geçerim
Hayâl göklerinizden güvercin şenliğimle…

Cansever Eyüboğlu


BEDEVİ / Edip Cansever

11/02/2012

 

BEDEVİ

 

Gözlerimin ıssız, donuk, kahverengi kentinde
Geçiyor ak boyunlu develer, yorgun sürücüleri
Günlerdir, öyledir, bir daha anlamak üzere
Bakıyorlar durmadan pek uzakta bir yere
Sorsanız, görmüşler mi, bir masal kadar olsun gördüklerini
Gözlerimin ıssız, donuk, kahverengi kentinde.

Bilinmez bir yere doğru; ne güne, ne ölüme
Bakıyorlar sadece
Ak dikenler içinde durmuş da bir bedevi
Tanrılar, güneşler, yalgınlar içinde
Bir ateş bile değil, bir bitki, bir dua bile değil
Gözlerimin ıssız, donuk, kahverengi kentinde.

Ne arar, bilinmez ki, bir karanlık su belki de
Ne durak, ne dinlenme
Gelseler de duyamaz ak boyunlu develer
O yorgun sürücüler çökseler de önüne
En soğuk bir çöl kuşunun bird aha ölüşü gibi
Dünyanın tekdüzenli renginde.

Edip Cansever

(Nerde Antigone)


BİZ EVCİL KEDİLER / Cansever Eyüboğlu

08/02/2012

 

BİZ EVCİL KEDİLER

 

…………………….. Kordon boyunda gezinen iki üzgün akrostiş:
…………………… “Sahi o ikizimi ben ilk nerde görmüştüm…”

 

Ayrı topraklarda büyüdük, ayrı dillerini heceledik tedirgin
yalnızlıkların.. ayrı hırkalara, heveslere büründü çocukluğumuz.

Akşam sefalarının tekir çizgili insan gölgesiydi kalbim benim,
karlı karanlıklarda hüzünlü bir Nisan bilgesiydi sevincin senin.

Ovalarda gezindi yıllarca seslerimiz.. Evcilliğimizin yankısı
tenimizde bir alev gibi parlıyor şimdi ve bahçelere savruluyor
rüzgârda tüylerimiz tılsımlı mırıltılarla. Yağmurlar eksildikçe
ayak izlerimiz karışıyor birbirine unutulmuş düşlerin özlemiyle…

Her çeşmeden hünerli dilimizle kana kana su içtiğimiz Haziran
nasıl da sevinçliydi, -anımsa- gagasında bir deniz kuşunun…
İnceliğin dokuz canlı bir yaşam şenliğiydi daha dün sabahleyin;
renkler silindi ansızın, caddeler-taşıtlar çoğaldı gözbebeklerimizde,
ayrılığın yakut gözlü tebessümüyle buğulandı şiirlerimiz de…

Ama bekleyin bizi sevgiyle nice evler, avlular, arka bahçelerde..
‘Ne kitapsız ne kedisiz’ yapamayız biz evcil kediler, üzülmeyin.

Cansever Eyüboğlu


İNCİNMELER / Engin Turgut

08/02/2012

 

İNCİNMELER

 

Kiminin dünyaya borcu vardır
Ama anne ve baba alacaklıdır!

Çünkü ikisi de bir yağmur
Meleği yerine geçer!

Her şiirimin içinden bir kalp geçer!
Aşktır, yalayıp yuttuğum deniz!

Hey, içime kim kaçmışsa çıkarın onu oradan!
Kanlıca kuşlu anılar bahçesidir!

Kim olduğumu biliyorum da
Ne kadar acı çektiğimi unuttum!

Minicik bir uykuydunuz, ısırdım sesinizden
Gövdeniz bir klarnet gibi ıslık çalardı!

Sesinizle yıkardım kalbimi
Çöl bana deniz gibi gelirdi!

Uykusuz bir gölgeyim, kırılgan bir turna
Yoruldum artık kendime uçmaktan!

Akşam ve hüzün aynı şey değil de nedir
Sizi bir hiç gibi bıraktılar mı hiç?

Aşkın pasını sil, bak sana şarap getirdim
Bir çiçek yetmez bak sana bahçe getirdim!

Ben ne güzel bir kaybedenlerdenim
Ah yaralı vicdan, yine kendime geciktim!

Ey ruhumun efkârlı mor fırtınası
Ben kuytunuzdaki acıkmış maviyim!

Ben bu ışığı ödünç aldım kendimden
İncinmek en incelikli mesleğim oldu!

Yeni geldiydim buğulu zamanlardan
Solgun şarkılar bahçesi oldu kalbim!

Renklerin ve hüznün koleksiyoncusuyum
Tenimi bir sıksam sanki nehir fışkıracak!

Canı sıkılan bir hayatın serseri ruhuyum
Seslerin rengi sürçerse caz olur!

Sesimin çıktığı kadar susuyorum avaz avaz
Kim güzünü kaybetmişse alsın, bende unutmuşlar.

Hayatı şiirle karıştırmışım, iflah olmam
Ağlamak için değilse ne işe yarar ki ellerimiz!

Beni öyle bir derin özleyesin ki
Deniz sahile bakarak kalakalsın!

İçinize ne kadar gül kaçmışsa sizde kalsın
Ne kadar diken kalmışsa bana batsın!

Tutunduğum dal koptu kopacak
Çünkü içimde kibir ve haset yoktur!

Maskeler de ağlar metal ve yorgun bir sızıyla
Gözyaşımdan öpecek kim kaldı ki benden başka!

Şiir ve yara aynı şey değil de nedir
Bak size biraz sarısabır getirdim!

Evet, itiraf ediyorum, bu bilinsin
Ben sadece hiçkimsenin tekiyim!

Aşk kimin alnında patladıysa bana getirin
Çok kül yuttuğumdandır dilimdeki yangın!

Şair bir omurgaysa, şiir bir iç kanama değil midir?
Rüzgârlı kelimeler ve gurbet olmuş imgeler derdimdir!

Hayatın tutkulu melekleri ki onlar çocukların kalbidir
Kıymeti bilinmezse hayatın, insan bir kıyamettir!

Aklıma masum bir şarkı saplansa da
Beni ancak siyah bir şiir öldürebilir!

Engin Turgut


KISA BOYUNLU KUĞU / Abdülkadir Budak

07/02/2012

 

KISA BOYUNLU KUĞU

 

Uçuruma tutunmuş bir ağacın söylencesi
Dizlerini kanatmış çocuklara anlatılır
Dinlemekten yorgun düşer uyurlar
Gerisini dinlemek annelerine kalır

Bir kuğuya intiharlar öneren
Uçuruma dönüşmüş bir havuz sözgelimi
Yeni kayıp ilanları veriyor
Ne güzel kimliği vardı, güçlükle edinmişti

Dinle öyküyü annesi, albümdeki resimde
Boynu uzundu kuğunun mermer taşlı havuzda
O zamanlar oyunla eş tutmazdı sarkmayı
İntihar duygusunu geliştiren uçuruma

Bahçeye balta dadanmış, havuz düş bile değil
Çekip gitmek istiyor kısa boyunlu kuğu
Dizlerini kanatmış çocuklara diyor ki:
– Yalandı bir ağacın uçuruma tutunduğu

Gözleri başlarından büyük olan çocuklar
Her insanda uçurumlar olduğunu gördüler
Anımsatırlar mutlaka bunu annelerine
Avcısına tüfekler sunacak bir kuğunun
Evet boynu uzundu albümdeki resimde

Abdülkadir Budak


ZERRİŞTE / Tevfik Fikret

06/02/2012

 

ZERRİŞTE

 

“Yaz aşkına dair,” dediniz… İşte : çocukken
Gayet afacan bir kedi sevdim ki elimden
Bir dakka bırakmazdım; uyurken kucağımda
Ruhumdaki şefkat
Hep üstüne titrer; gece bazan yatağımda
Birlikte uyurduk. Bırakıp mektebe gitsem
Kalbimdeki özlem
Mutlak beni dikkatsiz eder, “hey koca sersem!”
İhtarı tokatlarla gürülderdi başımda.
Ben körkütük âşık,
Her kahra tahammülle severdim… O yaşımda
Sevmekteki etken ve teselliyi bilirdim.
Herkes gibi, hatta
Bazan da sebepsiz yere ağlar, üzülürdüm.
Zerrişte, bu ismiydi onun, sanki haberli
Uğrun kederimden
Yaltaklanır, atlar, sürünür, okşatır, okşar
Sırf alsın için gönlümü bir çare bulurdu
Lakin üzerimden
Bir kez dağılıp gitti mi hüznüm, kurulurdu :
“Sayemde bu neşen” demek ister gibi mağrur;
Mağrur ve küçümser,
Başlardı vefasızlığa; ben bağlı ve güçsüz,
Her isteği, her hazzı ve her keyfine uymuş,
Bazan şaşaraktan,
Bazan kızaraktan; yine güçsüz, yine kanmış;
En şüpheli bir meylini görsem inanırdım;
Biçareliğimden;
Hep tırmalanır, tırmalanır, tırmalanırdım!..

“Yaz aşkına dair” dediniz… İşte misali :
Sevdiklerimin ben
Hepsinde bu tırnakları, hepsinde bu hali
Hepsinde bu hırçın kedi simasını gördüm…
Tüm zevkini sürdüm bu cehennem gibi ömrün.

Tevfik Fikret

Dil içi çeviri: A.Muhip Dıranas


TAŞIRAN DAMLA / Cemal Süreya

05/02/2012

 

TAŞIRAN DAMLA

 

Arı mısın türkü boku musun ne
Seviyorum seni taşıran damla
Adın yazılı gün sonlarına
Kaldırdığın toz anayol tozu
Arı mısın türkü boku musun ne

Gün gelir bir sürü şey
Zoruna gitmeye başlar gerçeğin
Yenilgiler de birikir ilenç de
Kentlerin sarı gözeneklerinde
Zoruna gitmeye başlar gerçeğin

Saçlarının arasına düşmüş
Orda ilk kez öpülmüş taze;
Törene götürülmüş çiçekler
Mayıs mıdır artık Ekim mi olur
Törenden artakalan çiçekler

Zıngadak duran bahçe
Telgraf direğinde vınıltı
Son kış son sıcak aşın anısı
Sözcükler gömlek değiştirir
Son sıcak lafın anısı

Bir sokak daha mı kaldı
Belki işte tam o sokakta
Taçyapraklı mahrem dakika
Birimlerin için için hıncı
Herhangi bir dakika

Harara tıkılmış pamuk
Dipten oynayan dalga
Gül ki bardakta durmaz
Kamış ki kamaşmakta
Kamış ki kamaşmakta

Gelir geçer otomobiller ki
Ayışığı kaç para,
Sen güneşin her anlık dergisi
Bin yıllık aboneyim sana
Seviyorum seni taşıran damla

Cemal Süreya


SONSUZ VE ÖBÜRÜ / Turgut Uyar

01/02/2012

 

SONSUZ VE ÖBÜRÜ

 

en değerli vakitlerinizi bana ayırdınız
………………………………… sağolunuz efendim
gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz
……………………………………………… öğrendim.
yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz
……………………………………………… öğrendim
hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz
……………………………………………… öğrendim
zamanın boyutlarının sonsuzluğunu
ve havanın bazen kuşa döndüğünü öğrettiniz
………………………………… öğrendim efendim

ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz
……………………………………………… efendim
baskının zulmun kıyımın açlığın
bir yerlere kıstırılıp kalmanın susturulmanın
aşk mutluluğunun ve eski hesapların
aritmetiğin bile…
bunları bulmayı bana bıraktınız
…………………………… size teşekkür ederim

Turgut Uyar


KÜL YAZISI / Enis Batur

29/01/2012

 

KÜL YAZISI

 

Sizin için çıra oldum yandım sevgili
ıhlamurun atkestanesinin manolyanın

yanında yandım: Duman, koku, ateşin
tadını bir bilseydiniz, dilim yalım.

Sizin için kömür oldum öylesine yandım,
ellerim kavrulmuş, yüzüm derin harabe,

ne su söndürür ne toprak bu yangın
iyice kömür oldum ki bir daha yandım.

Sizin için kâğıt oldum Ermeni ilinden,
tenimde yürür ateş harfleri cümleleri,

külümden anka çıkar gelirim yanardöner
şiirim için kıvılcım gözünüzdeki virgül.

Enis Batur

1997


NE ARAR ŞAİRLER HAYATIMIZDA ? / Hüseyin Cahit

25/01/2012

‘NE ARAR ŞAİRLER HAYATIMIZDA?’

Şiirsiz bir uçurumdur dünya, güneşe koşan çocuklar
onlardır, Tanrıların tılsımlı sesini arar
Hakikatli dağların yankısı yüreklerinde, her akşümüstü
mine gözlü annelerle vuslat gecesini arar

Açar sır perdelerini aynasına serhoş gözlerimizin
gurbet türkülerimizin çırasını tutuşturur
Saklı Bisütun’larımızı dinler dilsiz külüngüyle
derviştir kandilyürek şîrin ülkesini arar

Çığlığa dönüşen kulaktır hayatı ayartmak için
pes söze yüzgörümlüğü iliştiren heves
Son vuslatta tufanlarla savrulan kum ve külden
kalan ne varsa şiirdir, yurt imgesini arar

Hickimse’siz gül sayfaları, sisli anılar, aldanışlar
arasında ‘sevgili uzaklıktır’ diyorsa önemseyin
Okuldan kaçtığı günleri hiç unutmaz, ki beyaz yünlü
düşlerine bürünüp hasret güncesini arar

Kimi ıs’sız çöller gezginidir, kaktüslü yüreği
batınca ruhumuza serâpâ serap kesilir
Kimi kanayan sevdasıyla seyir defterinde hâlâ
saf hüzünlerimizin batık güvertesini arar

Yıldızlı gökyüzünü işler durur parmak uçlarıyla
uykusuz gecelerimizin kuşgözü yastığına
Ömür törpüsü bir pervane dur/durak bilmeksizin
intiharla kıyısız hayatın dengesini arar

Ne köylüdür ne kentli, bağışlayın bu yüzden
meridyenlerde gezinen yurtsuz günahlarını
Kimlik/keramet sevmez, şairane dünya evine
girdiği nice hoş zamandır kendisini arar

Hüseyin Cahit


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 27 other followers